20 Aralık 2015 Pazar

Yılbaşı hediyeniz "iyilik" olsun

Koca bir yıl geldi geçti, 2016'ya sayılı gün kaldı. Yılbaşı deyince akla ilk gelenlerden biri de yeni yıl hediyeleri.

Hediye alınca sevinmeyen yoktur sanıyorum. Kim sevmez. Ama bu sene her zamankinden daha çok kötü olay üst üste gelmiş gibi, Doğu ve güneydoğu illerinde komşu ülkelerde yaşananlar ortada.. Bir şekilde hayat devam ediyor, insanlar kendini motive etmek, stresini atmak için, daha çok keyif için daha çok tüketiyor. Hepimiz bunu yapıyoruz, hem de her alanda .. 

Tüketirken, harcama yaparken aynı zamanda birilerinin yüzünü güldürebilmek, birilerinin derdine derman olabilmek, ufak da olsa bir açığını kapatabilmek ne güzel olurdu. Benim için senin için küçük değersiz bir miktar, birleşince neleri değiştirebilirdi kim bilir.. 

Kurumsal bazda bazı şirketler zaman zaman bunu yapıyor. Ne de iyi oluyor, sürekli olarak körler sağırlar birbirini ağırlar misali promosyon ve pazarlama Amaçlı yüksek tutarlı hediyeleri üst düzeylere göndermek yerine sosyal sorumluluk projelerine Katkıda bulunuyorlar. 






Geçmiş senelerde şirketler Arasında çok güzel işlere imza atanlar oldu; 


ÇOCUKLAR ÜŞÜMESİN
Vakıfbank Genel Müdürü Süleyman Kalkan, bu yıl kurumsal hediye göndermek yerine neden böyle bir çalışma yaptıklarını şöyle anlattı: 'VakıfBank ailesi olarak Van'da yaşanan zor günlerin bitmediğini biliyoruz. Ülkemizde yaşayan herkes gibi yeni yıl için güzel dileklerimizde Van'da

üşüyen çocuklarımız da vardı. Bu sebeple her yılbaşında hemen hemen tüm kurumların gönderdiği

hediyelerin bir benzerini göndermeyi tercih etmedik. Van'daki iki çadır kentte kalan çocuklarımızın
duygularını yansıttıkları resimleri kişilere, onlar adına gönderdiğimiz montları da çocuklara hediye
ettik. Van'da bulunan bölge müdürlüklerimizde çalışanların tespit ettiği iki çadır kentte yaşayan 3-11 yaş arası  150 çocuğa montları teslim edildi. Çocuklar yeni yıla girerken, bir nebze olsun ısındılar ve bizler için yeni yıl resimlerini yaptılar.'


ÇATOM'A 'KİTAP AYRAÇ'LI KATKI

EUREKO Sigorta Genel Müdürü Okan Utkueri, '2 yıldır yılbaşında, paydaşlarımıza hediye olarak
Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı'nın (TEGV) Paylaşım Sertifikası yolluyoruz. TEGV'e

 2 yılda 1097 çocuğumuzun birer yıllık eğitim masrafını karşıladık' dedi. Utkueri, 'Bu yıl Diyarbakır'ın Çermik'te kurulan Eureko Sigorta Çok Amaçlı Toplum Merkezi'ndeki (ÇATOM) kadın ve genç kızların ürettiği kitap ayraçları da yılbaşı hediyelerimiz arasındaydı. Kadınlara gelir sağlamak amacıyla bu ayraçlardan 250 adet alarak hediye olarak gönderdik' dedi.



İŞ, 4 YILDIR FİDAN DİKİYOR
İŞ Bankası kurumsal hediye gönderimlerinde 81 İlde 81 Orman projesi kapsamında müşterileri ve tüm iş ortaklarına fidan dikim sertifikası gönderiyor. Bu yılbaşında proje kapsamında fidan dikimi
sertifikası gönderen İş Bankası'nın bu projesi 4 yıldır devam ediyor. Bankanın, Tema Vakfı ve Orman ve Su İşleri Bakanlığı işbirliği ile hayata geçirdiği '81 ilde 81 Orman' projesiyle bugün Türkiye'nin 6
ilinde 1,7 milyon fidan dikimi gerçekleştirdi.



TEKNOSA'DAN VAN'A ISITICI
TEKNOSA Genel Müdürü Mehmet T.Nane, Van depreminin ardından bölgeye 1.000
yolladıklarını söylerken, ısıtıcı ihtiyacının devam ettiği bilgisinin gelmesi üzerine yılbaşına denk gelecek şekilde ikinci etap bin adet ısıtıcıyı daha gönderdiklerini belirtti. Nane, 'Yeni yılda hem bizim hem de dostlarımız adına gönderdiğimiz ısıtıcılılarla deprem bölgesindeki kardeşlerimizin yanında olduğumuzu göstermek istedik' dedi.

Rahmi Koç Vodafone'a tebrik mektubu yolladı

TÜRKİYE Vodafone Vakfı'nın Alternatif Yaşam Derneği ve UNDP ile birlikte yürüttüğü Düşler Akademisi projesi ile engelli gençlerin, ritim, dans, film, fotoğraf gibi sanatın birçok dalında ücretsiz eğitim alması sağlanıyor. 2012 yılı Vodafone kurumsal tebrik kartı ve hediyesinin teması ise Düşler
Akademisi resim atölyesi öğrencilerinin eserlerinden oluşan bir sanat kiti oldu. Sette 5 engelli gencin 13 eseri yer alıyor. Kitin gönderildiği Rahmi Koç'un fikri çok beğendiği ve Vodafone yetkililerine bir
tebrik mektup gönderdiği öğrenildi.
Meşale yaktılDOĞA Koleji ise yılbaşında paydaşları için nesli tükenmekte olan 'Saz Kedisi' evlat edinme yoluna 
gitti. UPM 86, Sittnak 1.500, Tek Yapı 100, YKK 300 ve İş Bankası da 50 kişi adına Türkiye Korunmaya Muhtaç Çocuklar Vakfı'na bağış yaptı. Teleperformance Türk Eğitim Derneği'ne bağışta
bulunurken, yılbaşında '1 meşale yakarak' 283 kişiye göndermiş oldu.

Mamayla ezberleri bozdu
TROPİKAL Pet CEO'su İzzet Saban ise, 'Yeni yıl için alışıldık bir hediye yollamak yerine, 
Hayvanları Çaresizlik ve İlgisizlikten Koruma Derneği HAÇİKO'ya ek mama yardımı yaptık.


Derneğe 3 buçuk tonu aşan mama bağışında bulunduk' dedi.


Örnekler çoğaltılabilir, herkes kendi gücü ölçüsünde bağışta bulunabilir, bağış yerine fidan dikebilir . 







Www.tema.org.tr
Anne çocuk eğitim vakfı yararına www.acev.org, 
https://www.hayatverenhediyeler.org/site/siznasilyardimedebilirsiniz.php 
üzerinden bağışta bulunabilir. 
Koruncuk, Otizm VAKFI ilk başta aklıma gelen vakıf ve dernekler oldu. Çok yer var aslında yardım eli bekleyen. Yapıkredi'nin internet sayfasından ya da ATM'lerinden bile istediğimiz miktarda seçili dernek ve çok Sayıda vakıftan birine bağış yapabilme şansı var.


Lösemili çocuklar için harcanmak üzere www.losev.org üzerinden  bağış seçeneklerine bakabilirsiniz 

Mesela. Kızımın okulu olan Doğan Koleji iştirak etmek isteyen velilerinde desteği ile LÖSEV derneği yararına bazı yardım projelerini yürütüyor. 
Aynı zamanda köy okullarına da yıl sonu hediyesi adı altında toplanan yardımlarla bir kermes düzenleniyor ve geliri bu köy okullarına gönderiliyor, ya da okulların paylaştığı ihtiyacı  ne ise ona Yönelik hareket ediliyor,.


Zaten çok para harcamıyorum bu işlere, yakın arkadaş ve aile dostlarıma hiç hediye de mi almayayım   diyorsanız . Alın tabi ama dostların çemberini genişletip ihtiyaç sahibi Olanları da unutmasak ne güzel olur. Para değil belki her zaman maddi Şeyler değil içten bir ilgi alaka da olabilir, ne yapabilirim diye düşünmek de birşeylerin başlangıcı  olabilir, en mutlu insan en huzurlu uyuyan insan yardım eden, çevresine. 
destek olan, mutluluk veren insanlardır, 
2016 da barış içinde çok mutlu olalım 🙏😊🌲 





9 Aralık 2015 Çarşamba

Hamilelik gelir geçer, siz tadını çıkarmaya bakın

Konumuz hamilelik; no no ben değilim. Ama aileye katılacak yeni bir bebek olduğu doğru. :) Sevgili anne adayı, şimdiye kadar normal üstü kilo almamış olduğu halde, kilolu olma endişesi içindeymiş. Ah bu kilo... Zayıfların bile derdi. Ama bence özellikle hamilelikte bu konu Sınırlar dışına taşmadığınız sürece hiç kafanıza takacağınız birşey olmamalı. Iyi ki Ebru Şallı 3 kilo fazla ile doğuma gitti, herkes peşinden gider oldu. Herkesin metabolizması farklıdır, ve evet hamileler kilo alır, belirli oranda  alması da gerekir zaten. ALınan kiloların zaten çoğu doğumda, bi kısmı da daha o hafta içinde gidiyor. Eski kilonuza aynen dönmeniz ise 9 ayı hatta 1 yılı bulabilir ama Bahsettiğim zaten 1-2 kilo fazlası olmakla birlikte muhtemelen bebeği, ya da bebekleri emzireceğiniz düşünülür ise o yağlar size Lazım :) mesela ben 2. Hamileliğim sonrası bir anda kilo vermeme rağmen, birden almaya başladım ! Neden ? Çünkü kurabiyelerin sütümü arttırdığı düşüncesine kendimi inandırmıştım :) onu da sonra çözdüm neyseki.  Eskilerin bol şekerli gıdalar süt yapar mitinde amacın su içirmek olduğu gerçeği yatıyor. Emzirme dönemi, neler süt yapar başlı başına ayrı bir yazı konusu, onun için şimdi döneyim sevgili hamile dostlara. Hamileyken çok endişeliydim (doğal olarak!) benimki zor geçti, Hayırlısı ile bitse de kurtulsam modundaydım. Ancak doktor muayenelerinde sevgili doktorum Op. Dr. Tanju Demirören benim hamilelik ile ilgili sıkıntılarımın doğal, bazı gebeliklerde yaşanabilen şeyler olduğunu sakin sakin anlatıp, uğurlarken de . " Rahat olun, herşey yolunda, tadını çıkarın " der gönderirdi. Şimdi o süreçten çıkınca Anlıyorum rahat olmak, yersiz Endişe yapmadan tadını çıkarmak önemli . Rahat olun derdi ama risklere, soruna yol açabilecek şeylere karşı da temkinliydi ve evet öyle de olmak gerekiyor. Herşey bir arada olmuyor, maalesef.
Keyfime çok düşkünüm, şıklığıma da hep bakımlı hep güzel, hep dinamik, hep aktif ...işte olmuyor öyle... Kolay mı içinde bir can taşıyıp onu büyütmek.... Bebeğin yarınları için önce onun sağlığını düşünmek gerekiyor.
Hamile iseniz..


  • En ideali Planlı gebelik ve Öncesinde folik asitler, sağlık kontrolleri ile buna hazırlanmak hayatın en sağlıklı Dönemi'ne geçiş yapmak. Öyle olmadı ise de haberi alır almaz daha sağlıklı olmaya gayret etmek . Beden ve ruh sağlığı önemli :)
  • Manken, model değilseniz her daim Fit olmak zorunda değilsiniz. Yine de fazladan alınan kilonun size bir faydası yok unutmayın.
  • Beslenirken yediğim sağlıklı mı diye düşünmekte fayda var. Anne karnındaki Bebeğin kahve keyfine, işlenmiş gıdalara, fast Food ve yanında bir bardak kolaya ihtiyacı yok.
  • İş ve özel Hayatınızda topuklu ayakkabılar her kıyafetinizin altında şıklığınıza şıklık katmış olabilir, ama bebek ve dolayısıyla karın Büyüdükçe bele baskı artıyor ve denge merkezi Değişiyor yüksek  topuklu (hatta stilettosuZ yapamam diyenler de olacaktır) ile koşarım bile diyorsanız giyin ama gerek var mı? Hamileyken az topuklu, rahat giyin bari rahat olun. Az seksi olmayıverin..
  • Hamilelik günlük yaşama engel değil evet. Ama lütfen mitinge, maça gitmeyin, eylemlere katılmayın....

  • Ilaç konusu mutlaka hekime danışılmalı. Ama hiç ilâç içmeyeceğim demek de hatalı olabilir, ilaç almanız gerekiyor ise kullanın mutlaka hatta 2 doktor onaylasın.. Bir yeriniz ağrıyor ise kendinizi yıpratmayın düşük dozlu Ağrı kesiciler hamilelikte de içilebiliyor.
  • İş ortamında bebek ne zaman geliyor canım diyen kadın dostlarından her zaman hayal ettiğin desteği göremeyebilirsin hiç üzülme bazı insanlar Özde değil, sözde yaşar. Boşver gitsin..
  • Illa şık olmak zorunda mısın kasma desem de... Aynalara da küsme, içinden geliyor ise hafif makyajın, güzel kıyafetlerin olsun yine. Hatta çok beğendi isen az giyeceğim zaten çok Pahalı almaya gerek yok Dediğin o hamile elbisesini al. Kaç kere hamile kalacaksın ki?
  • Saçlar.. Kimi batıl inanışlardan saç kestiremez ama korkmayın Rapunzel gibi gezmek istemiyorsanız biraz kestirin 
  • Yine saçlar, her ne kadar doğal boya deseler de adı boya... Siyah saçlarınızı sapsarı boyatmaya devam etmeyin, biraz doğallık iyidir. 
  • Dünya'yı siz kurtaracak değilsiniz. Hamileler hormonlar etkisiyle daha hassas, daha savunmasızdır. Dostlarınız dertlerini o dönem Başkasına anlatsın, kavgalardan tartışmalardan, gerginlikten mümkün mertebe uzak durun.. 3. Sayfa haberlerini de okumamaya çalışın.
  • Bebek doğunca uykuyu arayacaksın bol uyu derler de öyle olmuyor işte ha diyince uyumak yine de uyku tatlıdır . Iyi uykular :) 
  • Hamile kalınca sizin için hayat Değişti ama eşiniz ve aileniz de dahil başkaları için siz sadece hamile ..olabilirsiniz. Yüksek beklentide olmayın, her zamanki kural kendi kıymetinizi kendiniz bilin. Kendi kendinizi şımartın.
  • Yalnız hissettiğiniz anlar olacak ama üzülmeyin yalnız değilsiniz, göbeğe bakın :)
  • Sıkıntılarınız çok olabilir, sabredin doğacak bebeği nasıl seveceğinizi, nasıl da tatlı olacağını hayal edin. Şükredin ..
  • Oturduğunuz yerden yapılabilecek en güzel şeylerden biri bol bol okuyun, yazın! Bebek için anılarınızı yazın, hamilelik sürecimizi yazın. Ileride okumak faydalı olabilir.
  • Sosyal ağlarda bazı hamilelik grupları var, aylara göre grup grup :) katılın sizin gibi kadınlarla laflamak, okumak iyi gelebilir. Sıktı mı? Çıkın..
  • Hamilelik biraz da askerlik gibi o dönem de yaşanan iyi ve kötü olaylar ekstra yer tutar anılar Arasında ve o dönemdeki arkadaşlıklar dostluklar unutulmaz.. O oranda ihmal eden, canınızı sıkanlar da ...
  • Bol bol fotoğraf çekin, çektirin. Yine aynı kural ..kaç kere hamile olacaksınız ki?
  • Arkadaşlarınızla görüşmeye çalışın, devam edin . Hep suçu başkalarına attık, siz yine de kendinize de dikkat edin tadını Çıkarın, siz özelsiniz ama vfazla kaprisli  alıngan olmayın . 
Sözün özü hamilelik sürecini yatırım gibi düşünün hem size hem bebeğe.. Allah her isteyene bu güzel duyguyu tattırsın :) Hamile arkadaşlara da Kolaylıklar diliyor sağlıkla bebeklerini kucaklarına almalarını diliyorum 😘

1 Aralık 2015 Salı

Çocuklarla Kapadokya Seyahatimiz ..

Kapadokya ismini ilk olarak uzun yıllar önce okul gezilerinde duymuştum, bir türlü gitmek kısmet olmamıştı ,  bu sene eşim doğumgünün için ne istersin temalı konuşma yapmaya başlar başlamaz birden Kapadokya diye çıktı ağzımdan.




Sevgili eşim de beni kırmadı Sağolsun ;) hemen plan yapmaya bölgeyi araştırmaya başladım . Seyahat öncesi bir yay Burcu olarak Çok heyecan duydum ve gittiğimiz uzun, Bozkır manzaralı yollardan sonra Kapadokya'nın doğal yapısını gördüğümde gerçekten ağzım açık kaldı, sabah 9 gibi Kartal'dan yola başladık ve akşam 19 gibi oradaydık . Karanlıkta ışıklar içinde gördüğüm Kapadokya zihnimde gerçekten büyüleyici  masal gibi bir yer olarak kaldı. Evet yol uzak İstanbul'la arası  750 km . Yol boyunca pek çok şehirden geçtik Konya ve dolaylarında Torku firmasının ağaç şekilli  ağaçlandırma tabelaları geliyor gözümün önüne, o kadar çok uzun bir alan boyunca ağaçlandırma yapılacak ki anlaşılan Bozkır olacak yeşil alan ;)





Konya'ya girdikten sonra Şereflikoçhisar dolaylarında yolun sağından gelen yoğun Işığa Kafamı çevirmemle meşhur Tuz Gölü'müzü gördüm. Deniz gibi, buz tutmuş gibi Pırıl Pırıl . Bazı Bölgelerinde göl üstünde yürüyen Çokça poz veren insan gördük. Yol uzun vakit kaybetmeyelim dedik Tuz Gölü'nü gezmeyi Üzerinde yürüme işini  dönüşe bıraktık dönüşte de Yandex'in önerdiği bir başka yoldan döndük o iş kaldı. 
Tuz Gölü-Thegoodwish Blog
Neyse yola devam. Bu arada biz yola çocuklarla çıktık bu önemli detayı . Bu detay bizi hayli zorladı :) 2 numara daha önce de Bahsetmiştim daha 2 Yaşında değil, doğal olarak uzun yolda sıkıldı, ağlamalar, sızlamalar sık oldu. Bol bol durduk, oyalamak için baya bi şebeklik yaptık. Arada telefonu verip şarkı açtık. Şarkı tercihi de belli ! Dan dan ve mış mış ! Yol boyu Gülşen ve şu son günlerin moda Şarkısı Mış mış mış da ... Kafamız güzel ütülendi yani :) Yola çıkmadan çok düşündük çocukları özellikle Bora yo bıraksak mı diye ama hem Bora'ya hem aile büyüklerine kıyamadık :) Bi yandan da hala meme emdiği için, Bismillah deyip çıktığımız yolculuğu nerdeyse 10 saatte tamamladık. Butik otelimiz Grand Cave Suites Göreme'de merkezdeydi. Akşam saatinde vardığımız Göreme'nin büyüleyici Doğası, turistik, hareketli ortamı, restoranları, etrafta bolca bulunan ATV'leri görünce Kapadokya'ya geldiğimizi hatırladım renkli oluşuna şaşırmamak Lazım burası Türkiye'nin hatta Dünya'nın sayılı yerlerinden boşuna değil yani. Bir yer meşhur oluyor ise bosuna olmuyor ;) 
UNESCO 1985'te dünya mirasları arasına almakla çok iyi etmiş. Kapadokya yani Güzel Atlar Ülkesi geniş bir coğrafyayı kapsıyor, yine de ilk akla gelen yerlerden en önemlileri Nevşehir'e bağlı Ürgüp, Göreme, Avanos, Ihlara Vadisi sayılabilir. Dediğim gibi alan geniş, gezecek yer çok ama 2 Çocukla 1 günde her yerimi gezip görmek mümkün değil, bizde elimizden geldiği kadar gezdik ;) Otele akşam ulaştık, o esnada yağmur bastırdı eyvah dedim yağmur, çocuklar gezemeyeceğiz diye üzüldüm. Neyseki sabah Pırıl Pırıl bir Güneşli güne uyandık. Bu arada gece gezmek istedim ama çocukların 
uykusu, soğuktu, yağmurdu derken odamıZda kaldık... Eşim etrafı kolaçan edip, biraz market alışverişi yapıp döndü. Ben çocuklarla kaldım tabi, bu arada biz Kasım'ın sonunda orada olduğumuz  
için ve bölge soğuğu ile tanındığından bolca kalın Kıyafet, Yün içlik vs ile gittik. Hem kalın Kıyafetler hem, sıcacık otelimiz hem de gündüz Güneş'in etkisi ile 10 derecelerdeki soğuğu bile çok hissetmedim. Biraz da butik otelimiZden bahsedeyim, avlu üzerinde odalara kurulmuş. Üst katta manzaralı bir de ufak kahvaltı salonu var. Burada çoğu yer oda kahvaltı zaten. Taş odalara, dekorasyona, geniş ve zevkli banyosuna otantik ortamına bayıldım . 

Grand Cave Suites'te her yer otantik-Thegoodwish.blogspot.com.tr


Grand Cave Suites'te Kahvaltı Manzarası-Thegoodwish Blog


Ertesi gün yani aslında kalan tek tam günümüzde kahvaltı ardından hemen lobiye uğradık, orada ki 

genç Görevli Sağolsun bize rehber gibi Anlattı tarif etti, bir de elimize harita verdi. Hemen başladık keşfe. Önce otele yakın Zelve'ye gittik. Açık Hava Müzesi de orada idi. Bora'nın arabada uyuya kalmış Olmasını fırsat bilip biz Ece ile atladık dışarı, müze açık alan ve çok geniş olduğu için oraya da şöyle dışarıdan Alıcı gözü ile bakıp hemen hediyelik Eşya mağazalarına girdik. Böyle ortamlarda bu tip mağazaları görünce hipnotize oluyorum sanki orada dakikalarca  istiyorum . :) Müze'nin mağazasından Ece için Türkiye'yi Karadeniz, Çanakkale, Diyarbakır, Mardin ve tabi Kapadokya gibi 
  tanıtan 5 kitaptan Oluşan bi set aldık. Bu arada bu Kültür Bakanlığı'na ait mağazalarda Müze Kartı olanlara %10 indirim varmış. Oradan çıktık, Ece'ye Ürgüp bebeği, bolca magnet ve de annelere doğal Taştan yöresel takılar aldık ve tabi kendime de aldım . Özellikle kendime aldığım mavi Taşlı bileziğe de bayıldım sadece 15 TL idi. 


Tabi ki ben daha da bakınırdım ama eşimin telefonu ile Koşarak ayrıldım. Her zamanki gibi, ama annene hediye alıyorum dedim ;)
Oradan çıktık, yol üzerinde Avanos tabelasını gördük ve o yöne ilerledik seramik müzesini görünce tabiri caizse Orayı tutturduk ve www.guraymuze.com ve www.gurayceramic.com e hızlıca yine Ece ile keşfe koyulduk. Bora tam anlamıyla bir afacan olduğundan ve ortalık el emeği göz nuru hem de oldukça Kıymetli seramikler ile dolu olduğundan Bora yı babası ile bırakıp gezdik, hem de jet Hızı ile. Giriş ücreti sadece 2 TL olan bu harika müzede, hemen girişten itibaren bir Görevli bizimle doLaştı, çok güzel bilgiler verdi ve Ece'ye çömlek yapması için söz verdi ;) biz daha çömlek yapımını izlemeye geçemeden Bora ve babası bize katıldı. Zor oldu ama etapları başarı ile tamamladık. 
Seramik boyayanları gördük, çömlek yapımını usta ustasını! Ve yapılışını izledik. Ece de denedi çok 
eğlendi, hatta çıkarken Dayanamayıp birşeyler bile aldık. Indirim varmış... Şarap kadehleri ve yöresel yuvarlak şişesi hem orjinal hem cazip geldi, eşim ben görmeden benim de çok beğendiğim bir modeli seçmiş, ben de kendime özel bir anı istedim ve her gün içtiğim çaylarım, kahvem için çok güzel bir 
seramik kupa Seçtim.  Müzede en ilgi çekici yerlerden biri, odadaki eserlerin karanlıkta parlaması idi.
Bora birşeyleri kırmadan sağ salim çıktık, Çıkışta bir de güzel kahve içtik çok misafirperverlerdi bizim telaşlı ve meraklı halimizi görüp ona göre yardımcı olmak istediler :) Müze sanat ve tarih sever 
bir müteşebbisin eseri, oraya giderseniz mutlaka ziyaret edin. Biz tamamen tesadüfi keşfettik, Web 

sitesinden ayrıca inceleyeceğim siz de bir Bakarsınız .



Güray Çömlekçilik-Thegoodwish Blog




Gez gez Açıktık tabi, 
Göreme merkezde yine hislerimize güvnip Sedef Restaurant a gittik ve çok da memnun kaldık. Testi kebabı, çömlek kebabı gerçekten enfesti . Bu Restaurant da akşamları canlı müzik olduşunu da söyleyebilirim . Hem lezzetli yemek yiyip hem de Fasıl ortamı yaşamak mümkün. Fasılın yemeklere de KDV si yok bu arada. Fiyatlar İstanbul gibi. Testi kebabı 25 TL. Iskender 30 TL. Şahaen Iskender e gerek duymadım ama Masada yanımızda kırılan peri bacası şekilli kebabı iyiydi.

Biraz odada dinlendikten sonra, yer altı mağazaları krizim geldi... Gitmeden dönmek olmaz dedim ve oteldeki görevlimin önerdiği biraz daha yakında olan ve daha geniş daha ferah denilen Kaymaklı yer 
altı şehrine gittik . Bu sefer arabada Ece'de uyuduğu için ben yine Koşarak yer altı Müzesi'ne girdim. Giriş 20 TL
Müze kart 40 TL..
Turnikelerde yine yardımcı oldular. Bende öndeki rehberli  gruba katıldım yer altı şehri ile ilgili anlatılanlar çok enteresandı.   Yıllar önce ne zorluklar
 Çekmişler . Bu yer altı şehrinde o dönemin insanları Roma'lıların zulmünden kaçmak için yaşamış . 
Bölgede sırasıyla Hititler, Persler, Romalılar, Bizanslılar, Selçuklılar ve Osmanlı'lar yaşamış. Bölgede pek çok eser Hristiyanlardan kalmış, Mübadele sonrasında maalesef 1930 senesinden önce Orayı terk etmişler . 




Yer altı şehrinden sonra, Turasan Şarapçılık'ı ziyarete koyulduk. Bu  sefer ben çocukları bekledim eşim alışverişi i yaptı . Burası da öyle Ün salmış ki by mevsimde baya kalabalıktı. Malum Kapadokya için turistik seyahatler genelde kışın Ekim Ayında son buluyor. Gerçi burası yılın her Ayı Japon turistleri ağırlıyormuş . 



 Şarapları Alıp, Uçhisar Kalesi'nde gün batımını izlemeye koyulduk . Kalabalığı, görünce çok şaşırdım uçurum kenarında koltuklarda Çekirdek çitletip, Çay içip manzara seyreden fotoğraf çeken insanlarla doluydu. Orada yerel yemiş satan bir yerden doğal  kurutulmuş, çileklerden ve üzümlerden aldık çok güzeldi. 

Kapadokya'da gün batımı için Uçhisar Kalesi-Thegoodwish Blog


Buradan sonrası dönüş :) işte gezimiz bu kadar kısa ve expres oldu TADI damağımızda kaldı. Daha gezecek, görecek çok yer var. Buraları, tekrar yaşamak görmek isterim, balonlara zaten binme cesaretim yoktu ama görmek isterdim göremedim erkenden uyanmama rağmen meğer bizim gittiğimiz hafta rüzgârdan dolayı hiç Uçuş olmamış. Kısmet. Uzun lafın kısası Kapadokya büyüleyici özel ve güzel bir yer. Gerçekten Vatanımız cennet, güzel günler görüp yaşayabilmek dileğiyle bir çocuklu seyahat notlarımın sonuna geldik ;) Yeni gezilerde görüşmek dileğiyle;)





26 Kasım 2015 Perşembe

Kendimize kocaman bir aferin diyelim mi?

 Sağlıklı yaşam trend halini alalı, bir yandan da ayrı bir stress kaynağı oldu sanki. Farkında olmak, iyiyi doğruyu, sağlıklı olanı sağlıksız olandan ayırmak önemli ama bu konu abartmaya da çok müsait . Amaç nedir ? Daha sağlıklı, daha kaliteli, daha özgüvenli bir yaşam değil mi? Neyi neden yaptığımızı unutmamak da önemli. Ayşe, Fatma gibi ince olmak değil önemli olan. Kendimizi daha iyi hissetmek, kendimizi daha iyi bir forma getirmek olmalı amaç . Yoksa ne güzelliğin, ne zayıflığın sonu var. Güzel ve genç kadınlar daha 30 bile olmadan neden estetik yaptırıyor? 38 beden giyen bir kadın neden kendini şişman görüyor? Hepsinin altında illa ki psikolojik bir sorun var. Ama inanın sağlıklı bir ruh halinden sınırın diğer tarafına da geçmek an meselesi. Sonrası ne mi? Amacından sapmış şekilde asla mutlu ve de sağlıklı olamamak. Çünkü ne yaparsa yapsın kendini yeterince güzel bulmayıp, gereksiz yere estetiğe yönelip belki de bir girdaba girecek böyle yapan bir kişi. 100 kilodan 60 a da inse kendini bir türlü beğenmeyip hayattan tat alamayan bir sıska olmaya gerek yok :)
Mutlaka fazla kilosu olan versin, ama hedeflerini küçük tutup uzun vadeye yaysın. Şişmanlık  insanı Yaşından büyük gösteriyor, çok da estetik durmuyor kabul. Ama zayıflama, güzelleşme Sürecinde kendinizi yıpratmayın ve her zaman halinize şükredin 🙏 ne demişler aza tamah etmeyen çoğu bulamazmış ;) Yani 38-40 bedene indiyseniz ve yapınız buna uygun ise 34 beden Olacağım diye şok diyetler, kendini kahretmelerden uzak durun. Unutmayın doktorlar da sık sık şok diyetlerden, Zayıflama ürünlerinden uzak durulmasını öğütlüyor ve sağlıklı yaşamı hayat biçimi haline getirin diyor. Alışkanlıklar çok önemli, kötü alışkanlıklardan HIZLA uzaklaşmak, yerine iyilerini yerleştirmek gerek .  
 Gelelim yazının konusuna bu aralar hamur işi ve tatlıya biraz fazla düştüm . Netice itibariyle de göbeğim de buna teşekkürlerinİ büyüyerek gösterdi. Önce kendime çok kızdım, kendimi baya bi fırçaladıkran sonra yahu dedim hiç mi iyi yaptığım bir şey yok? Hep de yanlış beslenmiyorum ya! Sonra kendimi şöyle bir merceğe almaya karar verdim. Kendi iyi alışanlarımı aşağıda liste Yaptım ;) Eee artık, kendi kendimizi de arada bir övsek fena olmaz, dozunu kaçırmadan ;) bir önceki yazıda olduğu gibi "ben adam olmam" zihniyetinin kimseye faydası yok. Benim listemi okuduktan sonra, sizlerde bi şöyle kendinizi tartın ve lütfen bana "olumlu" "faydalı" alışkanlıklarınızı yazar mısınız. Herkes Görsün biribirinden feyz alsın :) birbirimize rol model olalım. Illa ünlü manken bilmem kimin güzellik reçetesi değil . Nergis'in ev Yapımı reçetesi, Hande'nin güzellik formülü, Selvin'in makyaj bilgisi, Özden'in zayıflatan içeceği  ile güzelleşelim. Küçük mutluluklar sarsın içimizi büyüsün 😊 Güzel alışkanlıklarımızın, günlük Hayatımızda rutine döndüğü Yarının dünden güzel olduğu günler geçirmemiz dileğiyle ..😘 

Iki  çocuklu, tam mesâili anne olan benim naçizane iyi alışkanlık listem ;
  1. Her gün 7 dedi mi ayaktayım . Kahvaltıyı hiç atlamam. (Güne erken başlamak aynı saatlerde kahvaltı ve diğer öğünleri atlamadan yemek önemli .)
  2. Çayımı ve kahvemi şekersiz içiyorum. 
  3. Her gün bir Türk kahvesi içiyorum, illa buna zaman ayırıyorum bu benim kendime ayırdığım özel anlardan.  (Türk kahvesinin faydalarını ve ruha da etkileniri biliyorsunuz.) 
  4. Kuruyemişi yağsız, tuzsuz, kavrulmamış olanları mutlaka bol bol tüketiyorum.
  5. Günde 2 bardak yeşil Çayım da var. ( Yeşil çayın faydalarını da malum biliyorsunuz )
  6. Pilav da makarna da yiyorum ama tabağımı kaplamayacak şekilde,
  7. Ketçap, mayonez yok.
  8. Gazlı içeceklere de no.
  9. Enerji içeceğinin enerjisi de eksik kalsın...
  10. E sigara tabi ki yok.
  11. Meyva seviyorum..
  12. Geç saatlerde mecbur kalıp yediğim oluyor bazen ama eskiye nazaran iyice geriye çektim akşam yemeklerini. 8 olmadan bitmiş olmasına çalışıyorum.
  13. Tatlı yiyeceksem gündüz yemeye çalışıyorum.
  14. Bir gün ipin ucu kaçtıysa Battı balık yan gider demeyip, ertesi gün daha dikkat ediyorum.
  15. Yemek yaparken, yağını, tuzunu hep ölçülü koyuyorum . Tariften mutlaka daha az ilave yapıyorum 
  16. Taze, zamanında meyve sebzeye sofrada  yer veriyorum
  17. Hazır Çorba, bulyon kullanmıyorum .
  18. Gelelim güzellik ve bakıma gece makyajımı çıkarıp, nemlendiricimi sürüyorum.
  19. Saçımın nemine, sağlıklı uzamasına Özen gösteriyorum.
  20. Her zaman yapmaya fırsat bulamasam da maske ve Bakım ipuçları ile ilgili haberleri sıkı takip ediyorum.
  21. Hepsinden önemli madde ise olumlu ve ılımlı düşünmeye hep iyi Tarafından bakmaya çalışıyorum. 
  22. Kendimi güzel görmesem de çok takmıyorum. Sahip olduklarım şükrediyorum. Kendimi seviyorum.
  23. Arkadaşlarımı, dostlarımı, komşuları, akrabaları da önemsiyorum. Insan ilişkileri önemli, soğuk gözüksem de sıcak davranıyorum :) herseye rağmen insanları sevmeye gayret ediyorum.
  24. Çok kim tutmayıp, unutup affetmeye çalışıyorum.
  25. Mükemmeliyetçi değilim. Evim, arabam, mutfağım, sofram,saçım başım kıyafetim 4 4 lük olsun mükemmel olsun diye uğraşıp, enerjimi ve zamanımı bu işlere çok harcamam. Zaten ne kadar Uğraş verseniz de mutlaka beğenmeyen biri çıkacaktır, olabilecek olanın iyisi olması, güzel olması benim için yeterli. Yaptıkları iş, evleri, Yaşamları mükemmel olsun diye uğraşanlar genelde migren hastası oluyor, ya da midelerine vuruyor. Örnekleri arttırmak mümkün Mükemmeli arayanlar genelde sonunda mutsuz oluyor. Olduğu kadarı ile mutlu olmak, mutlu etmek daha önemli. Dünya'da bu kadar sorun, açlık, sefalet varken varsın en iyisi ben olmayayım..
Çaydan kahveden psikolojik Dışa vurumlara geldik. Haydi şimdi de sizleri duymak, küçük sırlarınızı Öğrenmek istiyorum. Unutmayın el elden üstündür. 😉




25 Kasım 2015 Çarşamba

Hiç mi iyi yaptığımız birşey yok ?

Seçimler, Paris'te yaşanan vahim terör Saldırısı, dün gerçekleşen Rus savaş uçağı krizi sonra aylar önce ekranlarda gördüğümüz yerli araç prototipi.. Vs ..vs Ortak paydası nedir bu Olayların biliyor musunuz ? Benim gördüğüm her daim kendi ülkesini, yönetimini, şartlarını acımasızca eleştiren bir toplum içinde yaşıyor olduğumuz. Bir olay olmayagörsün, anında olayı ti'ye alan caps'ler Işık Hızı ile sosyal medyada dolaşmaya başlıyor. Gerçekten bu hıza hayret ediyorum. Politikayı, siyaseti tartışmak ya da haklı göstermek eleştirmek değil amacım kesinlikle, ama bütün yaşanan olaylarda Gözüme çarpan hep ülkece yetersizliğimizin, eksikliklerimizin göze sokuluyor olması. Her zaman milletimizi ne kadar sevdiğimizle övünür dururuz. Vatan Millet Sakarya dendi mi Atatürk dendi mi sular durur. Durmalı da böylesi bir lidere geçmişte sahip olduğumuz için ne kadar gurur duysak az. Ama gelmez ki bir daha senin gibisi, Ata'm dön özledik demek ne kadar elle tutulur? Asıl dalga geçilecek düşünce Şekli maalesef ki budur. Inanın Atatürk yaşasa önce şu kafa yapımızı değiştirmek için ınkılap yapardı.
Hep mi kötüyüz? Hep mi yanlış ? Yerli üretim otomobilimiz yok diye yerindik peki ilk prototipi görünce tepkimiz ne oldu? Bor minerali ile ilgili kaç makaleyi okumuşuzdur Facebook'ta orada burada. Gizli güçler engellediği için üretim yapılmamakta diye hırslanıp, üzülmedik mi?
Peki Eti Madencilik'in piyasaya sürdüğü  Bor içeren çamaşırı deterjanından haberimiz var mı? TV'de reklamımı gördük mü? Hayır ama İsrail'e kızıp ürünlerini tüketmeyeceğim deyip A'dan Z'ye her alanda diğer milletlerin ürünlerini ithal diye kullanmıyor muyuz?
Etimatik'in reklamı yok rastlamadım ama bir şekilde haberim oldu. Henüz denemedim ancak Kullanıcı yorumlarını inceledim, çok da bayılan yok ama deneye deneye zaman içinde daha iyi olacağına eminim. Kullanıp, yorum iletmeyi planlıyorum ilk fırsatta. Hani çok seviyoruz ya vatanımızı, yerli malı ürünleri de desteklemek gerek diye düşünüyorum .
Her olayda biz adam olmayız zihniyetinden kurtulmak gerek diye düşünüyorum. Bunun kimseye faydası yok çünkü . Zihniyet değişmedikçe dış mihraklara gerek yok, sürekli olarak başkalarına, sahip olmadıklarımıza iç çekip duracağız. Cennetti Vatanımız hani neden ilk fırsatta kapağı yurt dışına atmak istiyoruz? O hayallerini kurduğumuz yaşam için önce biz değişmeliyiz. Ben, sen..

11 Kasım 2015 Çarşamba

Uyku Saati

Uyku konusu hep meseledir. Yenidoğan bebek uyumaz, uyutmaz. Uyusa yine olmaz ilk haftalar doktorlar uyusa dahi 2 saatte bir uyandırıp besleyin derler.. Büyür diş çıkarma ile bölünen uykular. 
Büyüdükçe oyunlar uzar, uyumak istemezler. Biz yetişkinlerde de durum farklı değil, geç yatar sabah yataktan kalkamayız vs vs uyku tatlıdır. Azı da iyi değil ÇOĞU da. Peki kaç saat uyumalıyız.?



Yenidoğan döneminde bebekler günde toplam yaklaşık 11-18 saat uyurlar. 3-4 kez gündüz uyumaları da vardır.
 2-3 aylık dönemde 3-4 saat aralıksız uyur ve beslenmek için uyanır. Aktif uyku %43'e düşer.
 3 aylık olduklarında bebeklerin %71'i tüm gece boyunca uyurlar. 
 4 aylık dönemde, geceleri daha uzun; gündüzleri daha kısa uyurlar.
 6 aylık periyotta 5-6 saatlik uyku döngüsünde 1-2 kez uyanırlar. Uyandıktan sonra bebeklerin 1/3-1/2'si kendi kendine yeniden dalarlar. Günde toplam yaklaşık 11-14 saat uyurlar ve bu bebeklerin %84'ü tüm gece boyunca uyuyabilir.
• 10 aylık bebeklerin 90%'ı tüm gece boyunca ve günde ortalama 10-13 saat uyurlar.
• 12 aylık bebekler günde toplam yaklaşık 10-13 saat uyurlar.
 18-21 ay arası gündüz uykusu teke düşer.
• 21-36 ay arası çocukların büyük kısmı günde 1 kez yarım saat ile 3 saat arası öğlen uykusuna ihtiyaç duyarlar.
 2 yaşında günde 10-12 saat uyurlar.
 Oyun çağı çocukları ise gün içinde 12-14 saat uyur. 1-3 kez gündüzleri uyurlar; ancak bunun akşam uykusuna yakın bir dönemde olmamasına özen gösterilmelidir.
 Okul öncesi dönemde ise geceleri 11-13 saat arası uyurlar, genellikle gündüz uyumazlar.
• 5-12 yaş arası çocuklar geceleri 11 saat uyurlar.
• Son yapılan çalışmalar ergenlerde gecede 10 saatlik bir uykuya ihtiyaç olduğunu göstermiştir.
Ortalama 7-7,5 saattir.


 Erişkinlerde ise optimal uyku süresi 8 saattir. Yaş ilerledikçe uyku, uykuya dalma ve uykuda kalma süreleri değişiklik gösterir.



Iyi bir uyku için ise ; 
Kitap okuyun: Yoğun bir günün heyecanını yatıştırmak için favori kitabınızı elinize alın
İpadinizi uzak tutun: Teknoloji ürünü cihazlardan gelen mavi ışık gün içinde olanları 
düşünmenizi sağlar, bu sebepten dolayı uyumadan en az yarım saat önce bu cihazları kapatın.
Atıştırmalık birşeyler alın: Bal, süt ve fındık gibi atıştırmalıkların içerisinde olan bileşimler uykuyu tetikler.
Germe egzersizi yapın:  Germe Ağrılarınızı azalttığı gibi aynı zamanda sizi sakinleştirerek 
uykuya hazırlar.  
Meditasyon: Meditasyon zihninizi temizleyerek sizi uykuya meyilli hale getirir.
Işıktan sakının: Alarm, cadde lambası, elektronikler- bunların hepsi sizin derin bir uyku uyumanızı engeller. Işık kirliliğini engellemek için bir şeyler ile bunları örtün.
Sıcak bir duş alın: Duş kaslarınızın gevşemesine sebep olur, buda duşa kolay dalmanızı sağlar.
Egzersiz: Gün içinde egzersiz ile enerjinizi harcamak, akşam uykuya dalmanızı hızlandıracak
Akşam yemeğinizi erken yiyin: Yatağa dolu bir mide ile girmek, yatarken sizi  rahatsız edecektir, akşam yemeğinizi erken saatlerde ve hafif bir şekilde yiyin
Şaraptan uzak durun: Gece yatmadan içilen içki huzursuz bir uyku uyumanızı sağlar.
Stresten uzak durun: Tedirgin ve kaygılı olmak sizi her zaman uyanık tutar, bütün gün ve gece boyunca stresten uzak durmanın yollarını bulun ve zihninizi temizleyin.
Huzur verici bir koku: Lavanta ve çay ağacı yağı huzur verici kokulardır. Yatağınıza ve saçınıza birkaç damla bu kokulardan damlatın.
Doğru ısıyı bulun: Sağlıklı bir uyku uyumak için en uygun sıcaklık 18-22 derece aralığıdır.
Yoga yapın: Germe egzersizlerinin yanı sıra yoğa çalışmaları aynı zamanda zihninizin de rahatlamasını sağlar.
Uyuklamayın: Dinlendirmeyen bir uyku sizi gün içinde uyuklamaya sevk eder, fakat bu sadece gece uykunuzun daha da kaçmasına sebep olur.
Yeni bir yatak alın: Ağrı ve acılar ile uyanıyorsanız, yatağınız yeteri kadar sizi dilendirmiyor olabilir ortalama 8 yılın üzerinde ise yatağınızı değiştirin.
Öğleden sonraki kahve molalarını bırakın: Kafein herkesi farklı etkiler fakat gece yatakta dönüp duruyorsanız öğlenden sonraki kahve keyfinizi bırakmanın zamanı gelmiş demektir.
Doğal reçeteler deneyin: Birçok insan kediotu ve melatonin gibi takviyelerin doğal, sağlıklı bir uyku için birebir olduğunu söyler.

Ve yine çocukların gün içinde aktif olup enerjilerini atmaları, kış mevsiminde de olsak fırsat yaratıp her gün (üşütmeden :)) hava almalarını sağlamalıyız. Gündüz kısa Süreli de olsa dışarı çıkarılan, günü aktif geçiren çocuklar akşam uykusuna daha rahat geçiyorlar, 


Bir rutininiz olsun: Güzel bir uyku uyumak, bedeninizi ve ruhunuzu iyi bir gece uykusuna 

hazırlamak, dinlenip sakinleşmek için kendinize zaman ayırın. Uyku öncesi ritüeli yapmak için 
listeden birkaç şey seçin.

Çocukl


Iyi uykular 😴😴😴

10 Kasım 2015 Salı

Kaymak ve bal ile bakım zamanı

Kuaföre,  cilt bakımına gidebiliyorsanız ne mutlu . Yok o işler size uzaksa evde kendi imkanlarınızla da pekala birşeyler yapabilirsiniz . Giyinip, kuşanıp güzelce ağırlanıp bir de güzel bir fatura ödemekte var ama neyse neyse siz boşverin :) Çocuklarımla zor oluyor, yok masraf oluyor, yok vaktim yok diyorsanız . Bana takılın ;) bildiğim ve öğrendiklerimi sizinle paylaşacağım birlikte güzelleşelim ;) Sizde bana yazarsanız paylaşırız daha da güzelleşiriz :D hem denenmiş tarifler iyidir ;)


Haftasonu kahvaltısı için aldığım kaymaktan kalan bi kaşıklık kaymağa  baktım baktım ne atmaya kıyabildim, ne de yemek geldi içimden.. Ne yapacağımı anladınız bir Kaşık kaymağı bir Kaşık bal ile karıştırıp bir güzel macun kıvamına getirdim baya baya krem gibi oldu . Onu yüzüme boynuma sürüp 20 dk kadar bekledim. Sonra da musluktan akan soğuk suyla yıkadım hepsi bu.

Gelelim bu maskeden bana kalanlara;

  • Öncelikle kendim için birşeyler yapmış olmanın verdiği değer hissi..Ki buna kadınların çok ihtiyacı var.. Genelde kendimizi unutuyoruz.
  • Cildimde hissedilir bir canlanma, aydınlanma ve tabi kaymak gibi olması durumu :)
Tavsiye ederim . Eğer kaymak yoksa bal, yumurta ve Zeytinyağı karışımı da yapabilirsiniz . 

Kaymağın tüm vücuda ve  cilde faydalarını görünce tam bana göre diyeceksiniz özellikle de 30 yaş üzeri kadınlar ..


Çünkü bu yaştan  itibaren cildinizde kırışıklık ve yaşlanma belirtileri başlayabilir. Kaymak, cildin erken kırışmasını önler. Cildinize parlaklık verir. Daha genç ve dinamik bir cilde sahip olmanızı sağlar. Uzmanlar tarafından da sıkça tavsiye edilen bir besindir. Ayrıca kozmetikte de kullanılmaktadır. Özellikle kuru ve hassas ciltlerde çok etkilidir. Tabi yağlı ciltler de kullanabilir. Cildi anında canlandırmaktadır. Cildinizde soluk bir görüntü hissediyorsanız haftada 2 gün 15 dakikalık
seanslarla kaymak maskesi uygulayabilirsiniz.

Kuru ciltler için kaymak

Havaların da soğumasıyla beraber ciltte kuruluk problemleri artmaktadır. Bunun için 1 tatlı kaşığı bal ile bir tatlı kaşığı kaymağı karıştırın. Çok etkili bir nemlendirici olacaktır. Bu güzellik maskesini yüzünüze sürün ve 15 dakika bekleyin. Cildinizin adeta kaymak gibi olduğunu göreceksiniz. Ayrıca kaymak ve salatalık suyunu da karıştırarak kullanabilirsiniz.

Yağlı ciltler için kaymak

Kaymak ile yapılan maske, yağlı ciltlerde nem dengesini sağlayan bir maskedir. Yine kaymak ve balı eşit miktarda karıştırın. Üzerine bir miktar un ilave edin. Yüzünüze sürün ve 15 dakika bekleyin. Ardından ılık suyla yüzünüzü yıkayın.

Kırışıklıklar için kaymak maskesi

Kadınların eskiden beri ince kırışıklıklar ve nem dengesi bozulmuş ciltlerine süt kaymağı sürdükleri bilinmektedir. Süt ve süt ürünleri yüzyıllardır güzellik ürünü olarak kullanılmaktadır. Siz de kırışıklıklarınız için bir miktar kaymak kullanabilirsiniz. Göz çevresindeki kırışıklıklara da sürülebilir. Bunun için susam yağı veya zeytinyağı ilavesi yapabilirsiniz.

Cildi besleyen kaymak maskesi


Malzemeler
2 çorba kaşığı kaymak
2 çorba kaşığı yulaf unu
2 bardak su
Nasıl yapılır
Yulafı 2 bardak su ile bulamaç haline getirin. Daha sonra süzün. Bulamacı kaymak ile karıştırıp macun kıvamına getirin. Daha sonra cildinize, boyun bölgesi de dahil sürün. 20 dakika bekledikten sonra yulafın suyu ile cildinizi yıkayın. Ardından ılık suyla durulayın.

 Kaymağı bal ile yemek dışında yapılabilecek çok şey var :) Tesadüf benim de marketten aldığım markalardan Velioğlu Çiftliği burada listelemiş, listede neler yok ki?Velioğlu Çiftliği

9 Kasım 2015 Pazartesi

Hoşgeldin "2 yaş sendromu" bizde seni bekliyorduk :)

2 numara ufaktan sinyallerini veriyordu ve günden güne bende buradayım dercesine bol bağırtılı, bol ağlamalı, inatlaşmalı günlerin içinde bulduk kendimizi. Aaa bu çocuğun bu kadar sesi çıkarmıymış, aaaa bak nasıl da fırlatıverdi elindekini bak görüyor musun deyip durur olduk .



Aynen akademik yazılarda bahsedildiği gibi bizim başlangıcımızda 1.5 YAŞ oldu, 13 aylıkken yürümeye başlayan tatlı oğlum, canavara dönüştü dermişim (şaka şaka :)) 
Sabrı az olan, çocukların gelişim sürecini hafife alan, otur dedi mi oturacak, kalk dedi mi kalkacak benim Çocuğum diyenler için evet bu dönemin diğer adı terrible two. 
Her ne kadar sabırlı da olsam ( Çocuklarım için ) her ne kadar bu dönemi daha önce abla ile 2-3 sene önce noktalamış olsak da insan unutuyor. Bilgileri de tazelemek gerekiyor. Ve her zaman bilmek iyi geliyor! Ve bilmemek değil öğrenmemek ayıp oluyor ;)

Kendime ve sizlere yardımcı olabilmek umuduyla . Sizde başınızdan geçenleri ve çözüm önerilerinizi paylaşırsanız çok sevinirim . Eeee sonuçta damdan düşenin halinden yine en iyi damdan düşen anlarmış. Bizim bu 2 YAŞ sendromunun 1 1.5 sene sürdüğü söylense de aslında bu adı sendrom denilmiş çocuk davranışları bizi hep zorlayacak . Ablamız 5.5 Yaşında ve inanın 2 YAŞ sendromundan daha da zorlayan halleri var. Bu yaşta da ön ergenlik donemi varmışşşş ona da ayrıca değineceğim :) Yine de 2 YAŞ için durum şu bazen 1.5 Yaşında bazen 2 de başlıyor. 2-2.5 YAŞ arası pik yaptığını sonrasında 3-3.5 yaşa doğru çocuğumuzda bir rahatlama olacağını müjdeleyebilirim.



Bebek uykuları konusunda rehber kitabı okuyanlar hemen tanıyacak doktor Harvey Karp’ın (Mahalle’nin En Mutlu Yumurcağı kitabında verdiği) çözüm önerileri ise şöyle:


Tüm çocuklar huysuzluk nöbetleri geçirir; bu normaldir! … çocuğunuzun sorunlu olduğunu veya ebeveyn olarak hata yaptığınızı düşünmemelisiniz.
Engelleme stratejileri: [Çocuğunuza] … gün içinde bol bol zaman ayırın, onu açık havaya çıkarın, iyi uyumasını ve beslenmesini sağlayın, övün, …, onunla sabır ve güven egzersizleri yapın. Her gün onu neler beklediğini çocuğunuza önceden anlatın ve bunlarla ilgili tutarlı kurallar koyun.
Kontrol altına alma stratejileri: Eğer çocuğunuzun sinirlendiğini fark ederseniz, büyük ölçekli bir huysuzluk nöbeti yaşamasını önlemek için, Fast-Food Kuralını ve Yumurcak-ça’yı kullanarak duygularını dillendirmeye başlayın. [Bunların ne olduğunu kitapta anlatıyor]
… 
Çocuğunuzu telkin etmeyi ve onun dikkatini dağıtmayı tamamen sakinleştikten sonraya bırakın. Çocuğunuz eski haline döndükten sonra sıra size gelmiş demektir. İki tarafın da kazanacağı bir çözün bulmaya çalışın: “Kurabiye mi istiyorsun? Hadi yemekten sonra yemek için iki kurabiye alalım” deyin.  Hiçbir şey işe yaramadığında: Eğer görmezden gelmek işe yaramıyorsa, çocuğunuz yıkıcı ve agresif hale geldiyse, kontrolü ele almanız gerekiyor demektir. Ona arkadan sarılıp (kollarını sabitleyerek),kulağına her şeyin yoluna gireceğini ve onu sevdiğinizi fısıldayabilirsiniz. Eğer hala direniyorsa mola vakti gelmiş demektir.
Sokakta yaşanan huysuzluk nöbetleri daha da zordur, çünkü yabancıların yanında meydana gelirler. … Süpermarkette ya da sokakta bu tip olaylar yaşamamanın anahtarı önceden plan yapmaktır. Eğer mümkünse uyku ve yemek saatlerini atlamayacak şekilde dışarı çıkın. Gezilerinizin kısa ve planlı olmasına özen gösterin. Bir kerede en fazla bir-iki iş yapın. … Çocuğunuzla beraber dışarı çıktığınızda yanınızda daima atıştıracak bir şeyler olmasına ve onu oyalayacak yapıştırma, boya, kağıt-kalem olmasına özen gösterin.
Velhasıl, bu Dönemleri ne abartmalı, ne de çok hafife almalıyız. Kişiliğin temelleri bu yaşlarda atılıyor . Çok baskılarsanız, çok hayır der sindirirseniz kişiliğinde yara bırakmış olma ihtimali
yüksek. Kendini  ifade ederken yanlış yollara başvurabilir, ya da tamamen içe kapanabilir. Tek bir doğru, tek bir Yöntem yok.

Yine de ağlama krizlerinde işin içinden çıkamayınca kukla civciv sahneye çıkıyor ve Bora beyin yüzü  Başlıyor gülmeye, tabi her zaman işe yaramasa da bazen durumu kurtarıyor ;)



Anne ve Babaların benzer tutumu göstermesi de önemli. Çocuğa hep olumsuz Şeyler söylenirse bit müddet sonra onlar da zihnine kazınıyor.

Şaka ile Karışık da olsa ima da olsa Şunları yapmayın..

Aslında tersini yapmasını istiyorken;

"Dök çocuğum dök ben toplarım zaten işim ne! ..."
"Tamam uyuma sen uyuma, büyümek istemiyorsun demek!"
"Heh böyle tepin yerlerde, arsız çocuk ol. Ben gidiyorum, ne halin varsa gör!"

Ve son olarak annelere, özellikle evde tüm gün çocuk bakan annelere ayrıca özel zamanlar yaratmalı. Arada bir dinlenmeli, kendileriyle kalabilmeliler ki biraz deşarj olsunlar, kendilerini yenileyebilsinler. Yoksa sabır taşı çatlayabilir :D 

Pazartesi sendromu mu o da ne?


Nasıl ama balıkçılar ? Harikalar öyle değil mi? Bizim balıkçılarımız, pazarcılarımız da böyle coşkuları onları da buradan selamlıyorum . Geeeel geeeeel diye bağıran esnafın, pazarcının, sokak satıcısının çığırtkanlığı aslında işine nasıl da dört elle sarıldığını gösteriyor aslında. Çok kişinin ortamına, şartlarına imrendiği plaza çalışanları ise nasıl da asık yüzlü? Dert küpü, biçare, bir demotive, bir umutsuz ... Haftasonları o yoga dersi, bu farkındalık eğitimi diye koşar durur da sahip olduklarının kıymetini bilip kendi kendini motive edebiliyor mu acaba? İş tatmin etmiyor ise, sorunlar var ise o çok başka bir konu mutlaka çaresi vardır ama ben burada belki de sıradanlık ve Önemsiz sebeplerle işinden ve sonrasında hayattan bunalanlara bir parça dokunabilirsem ne mutlu bana :)
Gelelim Fish Felsefesi'ne özümde işini önemse, kendini çok da önemseme diyor. Nasıl yani? Ben önemli değil miyim demeyin :) tabi ki çok önemlisiniz ama küçük dağları ben yarattım diye dolaşırken de insan hiç bir işi beğenmeyip, ekip çalışmasından uzaklaşmış, o oranda da yalnızlaşmış oluyor. Bu Balıkçıların burnu havada olsa böyle sağlam iş çıkartabilir miydi sizce? Bence hayır..
Felsefeye dönersek aslında hiç yeni birşey değil. Malum Günlerden Pazartesi olunca ve Google da aramalarda Pazartesi ardından gelen 2. Kelime sendrom olunca olaya farklı Açıdan bakıp mutlu olmaya motive olmaya gayret etmek diye düşünüyorum.

Ayrıca bu bakış açısını okul hayatında olan çocuklarımızla da paylaşabiliriz..
Ev hanımları, sıkıcı ev işlerine uyarlayabilir..Mesela eski bir çalışan ve şimdilerde 2 çocukla ev işlerinden nefes alamayan biri olarak  ben :)

Temel taşları buyrun burada;
1. İşlerinize eğlence katın. Böyle olunca o iş zorunlu, sıkıcı bir iş olmaktan  çıkar ve size zevk verir. İşinizi özlersiniz. Dertlerinizi unutursunuz. İşi keyifli bir hale getirmenin en güzel yolu, çalışırken eğlenmektir. Diğer yandan sizinle çalışmak da diğer arkadaşlarınıza mutluluk verecektir.
2  Kendinizi ve çalışma arkadaşlarınızı mutlu edin. Küçük bir hoşluk veya unutulmaz bir katkı sağlayın. Arkadaşınızın işine yardımcı olun. İşiyle ilgilenin. İşinizin komik yanlarını keşfedin. Konuşun ve sosyalleşin.
3. Kendinizi verin. Sahiplenin. Tüm gayretinizi gösterin. Vazgeçmeyin. Her gün yeni şeyler yapmasak bile yeni şeyler öğrenebiliriz. Öğrenme fırsatlarınızı kaybetmeyin ve onları ortaya çıkarmak için çabalayın.
4.  Tutumunuzu seçin. Hayatın cilveleri karşısında hazırlıklı ve güçlü olun. Başarıyı sürdürülebilir kılmak için tutum çok önemli.  Tutumunuz sizin iş yerindeki kimliğiniz ve karakterinizdir.
Bu dört nokta bu felsefeye göre mutlu çalışanların olduğu bir kurum için olmazsa olmaz. Çalışanların kendi kendilerini motive edebilmeleri için kullanılabilecek bir yöntem olduğu için bu felsefe, Türkiye’de önemli bir konu aslında..  Kurumların çok dikkat etmediği bir konu ne de olsa..


Kesinlikle iş verenin tutumu da çok önemli, iş yerinizde sıkıcı hava ve kasvetten geçilmiyor mu? O zaman bu videodan bahsedin😉 Muhtemelen seneler önce Eğitimini almış olabilir. Teklifiniz hoşuna gidecek.

O felsefe bu felsefe işinize gelmedi mi? O zaman doğu felsefesine buyurun.
Önce iş arayıp bulamayan işsiz ordusunu bir düşünün, işiniz olmasaydı nasıl da zorlanırdınız değil mi?
Sağlığınız yerinde ve işe gidebiliyor çalışabiliyorsanız şükürler olsun 🙏 şimdi bu kadar motive olmuşken birisi Yanınızda oflayıp, pofluyor mu? Hemen kafasına bir balık fırlatın 😃😉

6 Kasım 2015 Cuma

Dibi tutan tencerenizi geri kazanın

Sonunda benimde başıma geldi, tenceremin dibi tuttu. Hemde en büyük yardımcım düdüklü tencerem. Zaman ayarı bozulup, düdüğü de ötmeyi bırakınca, olan oldu. Neyse ..Kazıdım, ettim değişen birşey yok. Hemen Google a başvurdum bolca kimyasal içerikli formüldense, bir kaç yerde de gördüğüm sirke, karbonat ve süt! Mucizesini denedim. Bingo! Tencerem kurtuldu.


  

Yaptıklarım sırasıyla;
Önce tencerenin dibine karbonat dökmek, ardından biraz sirke döküp o şekilde biraz beklettim. O koyu renkli karışıma biraz da süt döktüm, ki bunu ben uydurdum, siz yapmayabilirsiniz. 5 dk sonra Bulaşık süngeri ile biraz bastırınca yanıklar çıktı gitti, tencere tertemiz oldu. Bu kadar basit ;)

Buradan da görselden anlaşılacağı üzere dibi tutmuş tencereyi temizleme konusundan, düdüklü tencerenin tarihçesine geçiyoruz. :) Bir sonraki yazımı Fransız Matematikçi ve Fizikçi Denis Papin'e ithaf ediyorum. Nur içinde yatsın. O mu kim? Düdüklü tencerenin mucidi :))))

31 Ekim 2015 Cumartesi

Mutlu Hayatın Anahtarı

Bir varmış bir yokmuş, kadının biri sabah kalkmış, 
aynaya bakmış ve kafasında yalnız üç kıl saç görmüş. 
“Hımm, demiş galiba bugün saçımı örgü yapacağım!”
Öyle de yapmış, günü de harika geçmiş!

Ertesi gün kalkmış, aynaya bakmış, kafasında iki tel saç kalmışmış.
“H-M-M,” demiş, “Bugün saçımı ikiye ayıracağım demiş.”
Dediğini de yapmış, harika bir gün geçirmiş.

Bir ertesi gene kalkmış, aynaya bakmış, kafasında tek tel saç var.
“Tamam, tamam, artık bugün atkuyruğu yaparım.” demiş.
Öyle de yapmış ve çok çok güzel bir gün geçirmiş.

Daha bir ertesi, aynaya baktığında, kafasında bir tek tel bile kalmamışmış!
“WoW!” diye bağırmış.
“Bugün saç derdim yok!”

Özetle 

Bakış açısı her şeydir! Hayat, fırtınanın geçmesini beklemek değildir ki! Yağmurda dans etmeyi becerebilmektir!...

Kimse dört dörtlük değil., hayatları da imkanları da sahip oldukları da. Ancak olanla yetinmesini, eksiklerimizle kusurlarımızla düzgün yaşamasını bilmek gerekiyor. Hepimizin çevresinde vardır ya hani bazı şükürsüz insanlar; çok şeyi vardır ama hep aklı kendinde olmayandadır . Onlar neye sahip olurlarsa olsunlar, mutlu olamazlar. Hep birşeyleri eksiktir çünkü. Onlar hep olmayanı görürler.

Kimi insan da eskikleri olsa da elindekiyle mutludur. Azıcık imkanı ile şükür etmekten vaz geçmez. Olmayana değil de olana odaklanırlar. Gerekirse azıcık aşım ağrısız başım der, başına kötü bir olay bile geldiğinde bile  "buna da şükür" der. 

İşte hep şükredenler, kendine ve çevresine düşünceleri, davranışları ve sözleri ile örnek olup, umut verenler. İşte onlar gerçekten mutludurlar, ve mutluluk onlara yeni mutluluklar, yeni şükür sebepleri getirir. 

Biraz Secret filmindeki gibi, biraz "çekim yasası" gibi.  Dilimizde, aklımızda hep güzel sözler olmalı, kendimizi hep güzel koşullar içinde görmeliyiz ki o hayaller gerçeğe dönüşsün.

Yağmurlu havada sudan çıkmış balığa bile dönsek :) ne güzel yağmur yağıyor, ne güzel ıslandım demeli. 




Enseyi karatmayın derdi rahmetli  Çetin Altan her yazısının sonunda, gerçekten de enseyi karartmanın kendini üzmekten, yüzünü sarkıtıp, çevreni de kendin gibi mutsuz etmekten başka faydası yok.

Hastalıkları körükleyen en önemli faktörün stres olduğunu unutmayın, kafaya takmayalım gitsin...


Hayat dediğin öyle de geçiyor, böyle de geçiyor. Mesele güzel geçirebilmekte, güzel anılabilmekte. :)




LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...