Kayıtlar

Kasım, 2015 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Kendimize kocaman bir aferin diyelim mi?

Resim
Sağlıklı yaşam trend halini alalı, bir yandan da ayrı bir stress kaynağı oldu sanki. Farkında olmak, iyiyi doğruyu, sağlıklı olanı sağlıksız olandan ayırmak önemli ama bu konu abartmaya da çok müsait . Amaç nedir ? Daha sağlıklı, daha kaliteli, daha özgüvenli bir yaşam değil mi? Neyi neden yaptığımızı unutmamak da önemli. Ayşe, Fatma gibi ince olmak değil önemli olan. Kendimizi daha iyi hissetmek, kendimizi daha iyi bir forma getirmek olmalı amaç . Yoksa ne güzelliğin, ne zayıflığın sonu var. Güzel ve genç kadınlar daha 30 bile olmadan neden estetik yaptırıyor? 38 beden giyen bir kadın neden kendini şişman görüyor? Hepsinin altında illa ki psikolojik bir sorun var. Ama inanın sağlıklı bir ruh halinden sınırın diğer tarafına da geçmek an meselesi. Sonrası ne mi? Amacından sapmış şekilde asla mutlu ve de sağlıklı olamamak. Çünkü ne yaparsa yapsın kendini yeterince güzel bulmayıp, gereksiz yere estetiğe yönelip belki de bir girdaba girecek böyle yapan bir kişi. 100 kilodan 60 a da inse k…

Hiç mi iyi yaptığımız birşey yok ?

Resim
Seçimler, Paris'te yaşanan vahim terör Saldırısı, dün gerçekleşen Rus savaş uçağı krizi sonra aylar önce ekranlarda gördüğümüz yerli araç prototipi.. Vs ..vs Ortak paydası nedir bu Olayların biliyor musunuz ? Benim gördüğüm her daim kendi ülkesini, yönetimini, şartlarını acımasızca eleştiren bir toplum içinde yaşıyor olduğumuz. Bir olay olmayagörsün, anında olayı ti'ye alan caps'ler Işık Hızı ile sosyal medyada dolaşmaya başlıyor. Gerçekten bu hıza hayret ediyorum. Politikayı, siyaseti tartışmak ya da haklı göstermek eleştirmek değil amacım kesinlikle, ama bütün yaşanan olaylarda Gözüme çarpan hep ülkece yetersizliğimizin, eksikliklerimizin göze sokuluyor olması. Her zaman milletimizi ne kadar sevdiğimizle övünür dururuz. Vatan Millet Sakarya dendi mi Atatürk dendi mi sular durur. Durmalı da böylesi bir lidere geçmişte sahip olduğumuz için ne kadar gurur duysak az. Ama gelmez ki bir daha senin gibisi, Ata'm dön özledik demek ne kadar elle tutulur? Asıl dalga geçilecek…

Uyku Saati

Resim
Uyku konusu hep meseledir. Yenidoğan bebek uyumaz, uyutmaz. Uyusa yine olmaz ilk haftalar doktorlar uyusa dahi 2 saatte bir uyandırıp besleyin derler.. Büyür diş çıkarma ile bölünen uykular.  Büyüdükçe oyunlar uzar, uyumak istemezler. Biz yetişkinlerde de durum farklı değil, geç yatar sabah yataktan kalkamayız vs vs uyku tatlıdır. Azı da iyi değil ÇOĞU da. Peki kaç saat uyumalıyız.?


Yenidoğan döneminde bebekler günde toplam yaklaşık 11-18 saat uyurlar. 3-4 kez gündüz uyumaları da vardır. • 2-3 aylık dönemde 3-4 saat aralıksız uyur ve beslenmek için uyanır. Aktif uyku %43'e düşer. • 3 aylık olduklarında bebeklerin %71'i tüm gece boyunca uyurlar.  • 4 aylık dönemde, geceleri daha uzun; gündüzleri daha kısa uyurlar. • 6 aylık periyotta 5-6 saatlik uyku döngüsünde 1-2 kez uyanırlar. Uyandıktan sonra bebeklerin 1/3-1/2'si kendi kendine yeniden dalarlar. Günde toplam yaklaşık 11-14 saat uyurlar ve bu bebeklerin %84'ü tüm gece boyunca uyuyabilir. • 10 aylık bebeklerin 90%&…

Kaymak ve bal ile bakım zamanı

Kuaföre,  cilt bakımına gidebiliyorsanız ne mutlu . Yok o işler size uzaksa evde kendi imkanlarınızla da pekala birşeyler yapabilirsiniz . Giyinip, kuşanıp güzelce ağırlanıp bir de güzel bir fatura ödemekte var ama neyse neyse siz boşverin :) Çocuklarımla zor oluyor, yok masraf oluyor, yok vaktim yok diyorsanız . Bana takılın ;) bildiğim ve öğrendiklerimi sizinle paylaşacağım birlikte güzelleşelim ;) Sizde bana yazarsanız paylaşırız daha da güzelleşiriz :D hem denenmiş tarifler iyidir ;)


Haftasonu kahvaltısı için aldığım kaymaktan kalan bi kaşıklık kaymağa  baktım baktım ne atmaya kıyabildim, ne de yemek geldi içimden.. Ne yapacağımı anladınız bir Kaşık kaymağı bir Kaşık bal ile karıştırıp bir güzel macun kıvamına getirdim baya baya krem gibi oldu . Onu yüzüme boynuma sürüp 20 dk kadar bekledim. Sonra da musluktan akan soğuk suyla yıkadım hepsi bu.
Gelelim bu maskeden bana kalanlara;

Öncelikle kendim için birşeyler yapmış olmanın verdiği değer hissi..Ki buna kadınların çok ihtiyacı var…

Hoşgeldin "2 yaş sendromu" bizde seni bekliyorduk :)

Resim
2 numara ufaktan sinyallerini veriyordu ve günden güne bende buradayım dercesine bol bağırtılı, bol ağlamalı, inatlaşmalı günlerin içinde bulduk kendimizi. Aaa bu çocuğun bu kadar sesi çıkarmıymış, aaaa bak nasıl da fırlatıverdi elindekini bak görüyor musun deyip durur olduk .



Aynen akademik yazılarda bahsedildiği gibi bizim başlangıcımızda 1.5 YAŞ oldu, 13 aylıkken yürümeye başlayan tatlı oğlum, canavara dönüştü dermişim (şaka şaka :))  Sabrı az olan, çocukların gelişim sürecini hafife alan, otur dedi mi oturacak, kalk dedi mi kalkacak benim Çocuğum diyenler için evet bu dönemin diğer adı terrible two.  Her ne kadar sabırlı da olsam ( Çocuklarım için ) her ne kadar bu dönemi daha önce abla ile 2-3 sene önce noktalamış olsak da insan unutuyor. Bilgileri de tazelemek gerekiyor. Ve her zaman bilmek iyi geliyor! Ve bilmemek değil öğrenmemek ayıp oluyor ;)

Kendime ve sizlere yardımcı olabilmek umuduyla . Sizde başınızdan geçenleri ve çözüm önerilerinizi paylaşırsanız çok sevinirim . Eeee …

Pazartesi sendromu mu o da ne?

Resim
Nasıl ama balıkçılar ? Harikalar öyle değil mi? Bizim balıkçılarımız, pazarcılarımız da böyle coşkuları onları da buradan selamlıyorum . Geeeel geeeeel diye bağıran esnafın, pazarcının, sokak satıcısının çığırtkanlığı aslında işine nasıl da dört elle sarıldığını gösteriyor aslında. Çok kişinin ortamına, şartlarına imrendiği plaza çalışanları ise nasıl da asık yüzlü? Dert küpü, biçare, bir demotive, bir umutsuz ... Haftasonları o yoga dersi, bu farkındalık eğitimi diye koşar durur da sahip olduklarının kıymetini bilip kendi kendini motive edebiliyor mu acaba? İş tatmin etmiyor ise, sorunlar var ise o çok başka bir konu mutlaka çaresi vardır ama ben burada belki de sıradanlık ve Önemsiz sebeplerle işinden ve sonrasında hayattan bunalanlara bir parça dokunabilirsem ne mutlu bana :)
Gelelim Fish Felsefesi'ne özümde işini önemse, kendini çok da önemseme diyor. Nasıl yani? Ben önemli değil miyim demeyin :) tabi ki çok önemlisiniz ama küçük dağları ben yarattım diye dolaşırken de insan …

Dibi tutan tencerenizi geri kazanın

Resim
Sonunda benimde başıma geldi, tenceremin dibi tuttu. Hemde en büyük yardımcım düdüklü tencerem. Zaman ayarı bozulup, düdüğü de ötmeyi bırakınca, olan oldu. Neyse ..Kazıdım, ettim değişen birşey yok. Hemen Google a başvurdum bolca kimyasal içerikli formüldense, bir kaç yerde de gördüğüm sirke, karbonat ve süt! Mucizesini denedim. Bingo! Tencerem kurtuldu.


Yaptıklarım sırasıyla; Önce tencerenin dibine karbonat dökmek, ardından biraz sirke döküp o şekilde biraz beklettim. O koyu renkli karışıma biraz da süt döktüm, ki bunu ben uydurdum, siz yapmayabilirsiniz. 5 dk sonra Bulaşık süngeri ile biraz bastırınca yanıklar çıktı gitti, tencere tertemiz oldu. Bu kadar basit ;)
Buradan da görselden anlaşılacağı üzere dibi tutmuş tencereyi temizleme konusundan, düdüklü tencerenin tarihçesine geçiyoruz. :) Bir sonraki yazımı Fransız Matematikçi ve Fizikçi Denis Papin'e ithaf ediyorum. Nur içinde yatsın. O mu kim? Düdüklü tencerenin mucidi :))))