30 Ağustos 2016 Salı

Bize her yer "Oyun Alanı"

Çocuklarla her bir eylem, "aktivite" aslında, hani biz anneler çok sorarız birbirimize, çok okuyup araştırırız ya şu yaşta hangi aktivite, hangi oyuncak, hangi oyun merkezleri vs. diye, örnekleri çoğaltmak mümkün.


Bezelyeler dökülmeden az önce :)



Ben de çocuklarım için elimden geldiğince araştırıp, okuyorum ama çok da planlı, sistemli, adı konmuş "aktivitelere" inanmıyorum. İnanmak istemiyorum daha doğrusu, çünkü o zaman ah ben çocuklarımla ilgilenemedim diye hayıflanıp otururum. X kursu, Y merkezi mutlaka değerli ama her zaman da imkan bulunamayabiliyor. Hani çok meşhur bir söz var, çocuklarla az ama öz, ya da işte kaliteli zaman geçirin şeklinde. Bence kaliteliden önce, "sevgi" dolu ve yaşamın içine entegre olmuş şekilde zaman geçirmeli. Nasıl yani? Günlük hayatın içinde olan işlerde çocuğunuza daha çok yer ve önem vererek.

Örneğin bulaşık makinesini boşaltarak, bu basit iş onun için büyük bir iş aslında. Kırar döker demeden, izin verin yapsın.

Cam silsin :) toz alsınlar, şaka şaka ama olmaz diye bir şey yok o da olur. Yeter ki yeni şeyler öğrensinler.

Uzmanlar bebek ve çocukların beyin gelişimi için yeni yerler görmelerinin, daha önce yapmadıkları işlerle meşgul olmalarının beyin gelişimleri için çok önemli olduğunu söylüyor.

Ve hangi oyuncak ile oynanırsa oynansın, çocuk ne kadar kendi kendine de oynayabiliyor da olsa kısa bir süre çocukla birebir oyun oynamanın; araba sürmenin, hamur yoğurmanın, boyama yapmanın çocuğun zihinsel gelişimi için önemli olduğunu vurguluyorlar.

Çocuklarınızla otobüse, dolmuşa, vapura, trene binin. İki durak gidin dönün, müthiş hoşuna gidecek.


Barbunya, bezelye ayıklayın mesela. Tüm bezelyeler bittiğinde ayıkladıklarını yere dökebilir, böyle bir risk var evet. Eeee hayatın kendisi risk değil mi dermişim .

Birlikte pazara gidin, markete gidin. Hmm bu kısmı biraz zor, pazarda çocuk bebek arabasında sıkılabilir, bebek arabasını bırakmış ise de kalabalıkta Allah muhafaza. Siz çocuğunuzu iyi bilirsiniz, duruma göre götütürsünüz tabi . Marketlerde de bizim almak istemediğimiz şeylerden bolca olabiliyor, yani jelibon, gofret almaya hazırlıklı olun. Sonra bozuşmayalım. Güzel güzel anlatın tabi, çok istiyorsa alın, yapacak bir şey yok.

Kuaföre ?! Geçelim, kuaför olmaz, kuaförde kullanılan boyaları, ilaçları, kimyasalları düşünün. Yazıktır götürmeyin.

Yapı marketlerin bahçe kısımlarına bayılıyorlar. Bakın oğlan nasıl dağıttı orayı da evi topladığım yetmedi, koca Koçtaş'ı topladım bir de :D


Çocuk parkları, yakınlarınızda güvenli, sağlıklı şartları olan bir park varsa kıymetini bilin, bol bol gidin. Ama her çocuk parkı güvenli ve de çocuklara uygun değil maalesef, özellikle de küçük çocuklar için.

Ve herşeyden önemlisi bol bol sarılın, öpün, gıdıklayın en güzel aktiviteler bunlar.

Velhasıl kelam, kendinizi yıpratmadan, illa para harcamadan ve çocuğunuzu zorlamadan da yapabileceğiniz pek çok aktivite olduğunu unutmayın .

Yorumlara sizler de çocuklarınızla nasıl zaman geçirdiğinizi, neleri yapmaktan keyif aldıklarını yazarsanız çok sevinirim. Ben de aklıma geldikçe yazıya ekleyip, daha düzenli hale getireceğim.

Sevgiler.



26 Ağustos 2016 Cuma

Üsküdar'da Köfte deyince Taaak! Nakliman Köfte

Blogumda sağlıklı tarifler kadar, çocuklarla gidilecek yerlere, çocuklarla yapılacak aktivitelere, beğendiğim sevdiğim mekanlara, ürünlere de yer veriyorum  biliyorsunuz.

Nakliman'da öyle bir yer ki, bahsetmesem olmazdı. 
Nakliman Tak
Evde yemek olmadığında, bazen de yemek olduğunda bile, çocukların canı sıkıldığında, benim canım sıkıldığında, şöyle güzel bir köfte yiyelim dediğimizde adres Üsküdar İmrahor'da "Nakliman."

Çocuklarla gidilebilecek bir yer dediysem, oyun odası filan yok. Burası küçük bir esnaf lokantası, ama eksiği yok aslında, fazlası var. Lezzet var, hoşsohbet var, güleryüz var, "tarih" var.
Çocukları sevgiyle karşılayan köfte üstadı Cemal Abi yani nam-ı değer "Boksör" var Tak!(o sık sık böyle diyor)  bana göre oranın Halkla İlişkiler Müdüresi :) güzel eşi Selver Hanım var, bazen de çiftin yine çalışkan ve de candan çocukları var. Sıcak bir aile işletmesi burası.

Dükkana girince, duvarlardaki resimler, gazete küpürlerinizi dikkatinizi çekecek hemen.
Artun Ünsal'ın kaleminden Nakliman

İclal Aydın'ın kaleminden Nakliman

Nakliman'dan geçen ünlüler, Nakliman müdavimleri, köfteci hakkında yazılmış övgü dolu gazete küpürleri ile dolu duvarları köftenizi yerken seyre dalabilirsiniz. Boksör eldivenini görünce şaşırmayın, Cemal Bey aynı zamanda eski bir boksör hem de çok sayıda ödül almış, madalyaları olan bir boksör.

Benim için yemek yediğim bir mekanda kabaca iki şey önemli, lezzet ve çocuklarımla da gittiğimde rahat etmek. Rahat ettiğimiz tartışmasız ve buranın köftelerinde lezzet de bolca mevcut.

Peki bu lezzetli köftelerin sırrı ne? Çok sordum, sıkıştırdım bende evde böyle yapayım diye ama tarif bildiğimiz köfte tarifinin aynısı, soğan, ekmek, kıyma, baharat. Biraz daha sıkıştırınca Selver Hanım'dan yanıt geliyor, "sevgi"

Selver Hanım çok mütevazi, burası Cemal Bey'in eseri desede, bu başarıda onun da rolü büyük

Doğru aslında. Hani derler ya hep sevgimizi kattık diye, burada da sevgiyle yoğruluyor köfteler, özenle ızgarada pişiriliyor.
Anlatırken bile tok olduğum halde canım çekti, anlayın siz :)

Üsküdar gezinize burayı da mutlaka ekleyin, biraz Üsküdar tarihi, biraz mahalle ortamı.
Burada  Hasan Cihat Örter, Ceza ve daha pek çok başka ünlüye de rastlayabilirsiniz, ya da bir bakmışsınız mahallenizden ama ne zamandır görmediğiniz arkadaşlarınızın oğlu büyümüş de delikanlı olmuş, babaannesi ile köfte yemeye gelmiş, derken içeri üzerlerinde gelinlik ve damatlıkla gelin ve damat giriyor .
Bu ufak lokantada süprizlere hazır olun.:)
Hasan Cihat Örter Nakliman'ın müdavimlerinden, Cemal Bey'e özel şarkı bile bestelemiş

Nam-ı diğer CE ZA da müdavimlerden

Hey Kaan Saral'da burada :)

Ece de dedesini Çanakkale'den gelir gelmez buraya getirmiş 

İşte bizim kardeşler 



Bizde gidelim, nerede burası derseniz. Üsküdar'da kime sorsanız gösterirler. Adres derseniz, burası Üsküdar İmrahor'da İmrahor Cami Karşısı No:79  Telefon: 0216 334 10 45 



Yazılarımı beğendiyseniz,  sayfamı takibe almayı, yayınlarımı paylaşmayı unutmayın .
Sevgiler ;)




24 Ağustos 2016 Çarşamba

Flormar Alışverişim

Normalde Flormar'ın kaş kaleminin en sadık müşterisi olmama rağmen oje ve göz kalemi dışında, daha hiç bir makyaj ürününü denememiştim. Geçen hafta bir Avm içindeki standında yine klasik kaş ve göz kalemi  alırken, pudralar dikkatimi çekti ve de indirim varken alayım dedim.

Bir wet&dry compact pudra, smokey eyes göz kalemi, açık renk kaş kalemi, Full Color Oje'ler

Kısaca merak edenler için mini alışverişimden hızlıca  bahsedeyim.

Öncelik ilk denediğim wet&dry compact pudraya olsun, sade ve şık bir ambalajı var, yapısı gibi kendi de kompakt, aynası, pudranın alt bölümünde de süngeri var. Yanımda pudra taşıma huyum yok, ama yine de hoşuma gitti, ihtiyaç halinde :D at çantana,  yolda süngerle makyajını yap, vs. ben vakitsizlikten hep şipşak yapıyorum makyajımı hatta o sebepten de standtta gördüğüm toz yapılı, ponponlu "loose powder" ı almadım, o biraz etrafa saçılabilecek türde.


flormar
wet&dry compact pudra
Kalemlerden kaş kalemi benim sarf malzemem diyebileceğim türden, vazgeçilmez makyaj malzemem aslında kaşlarım çok seyrek, açık renk olduğu için belirginleştirmem gerekiyor. Flormar Kaş Kalemi de hem kolay sürülüyor, hem de açık rengi bana tam uyuyor. Fiyatı da oldukça uygun.

Smokey Eyes Carbon Black Eye Liner ı kalem olarak görüp, eyeliner gibi de kullanıyordum, meğer ismi de eye liner mış. Bildiğimiz eye linerlar gibi sürmesi zor değil, günlük makyaja da uyuyor. Çok abartılı, ağır makyajlı bir görüntüsü olmuyor. Bir diğer özelliği de waterproof oluşu, suda akmıyor.


Flormar Full color oje
Ve işte mini alışverişten eve gelince en beğendiğimi en sona sakladım. 
Flormar'ın yeni ojesi, Full Color Nail Enamel
Geçen Şok'ta da rastladım, hatta çok mennun oldum Şok'ta kozmetik gördüğüm için :) Böyle şeylerin el altında olması iyi oluyor.
Bu ojelerin ne özelliği var derseniz, öncelikle canlı renkleri var. Evde olunca, ev işleri, çocuklar vs. derken bayadır koyu renk oje sürmüyordum. 2 kat sürmek, beklemek gerekiyor, beklemek lazım.
Full Color'ları ise tek kat sürmek yeterli oluyor. Tek kat olunca da hızla kuruyor, rengi capcanlı sürdün bitti.

Ojem, fincanım ve kurabiyuem isimli çalışmam :D







Özetle bir oje sürmek bile bana iyi geldi, çalışırken her daim oje, makyaj, fönle gezenlerdendim :) evde olunca insan daha az zaman ayırıyor, bu tip şeylere. Ben evde de olsam, önce kendimi daha iyi hissetmek için eksiklerimi kapatmaya çalışıyorum :) Kaşlarım mı gözüme batıyor, flormar kaş kalemi ile boşluklarını dolduruyorum. Bazen biraz rimel, biraz allık bitti gitti. Ev hanımı da olsak, evden çalışıyor da olsak, kendimizi unutmamalıyız diyorum ben .

Bu arada fazla kilo almayalım,yediğimize içtiğimize dikkat edelim de çay yanına bir kurabiye de mi yemeyelim, yulaflı şekersiz kurabiyemden istediğiniz kadar yiyebilirsiniz. çok beğenilen kurabiyemin tarifine de yine buradan bir tıkla ulaşabilirsiniz.

Güzel ve afiyet dolu günlere, sevgiler.. 






16 Ağustos 2016 Salı

Denizleri seven "deterjan"



Huzurlarınızda Eti Matik Bor Temizlik Ürünü ( Deterjan değil)

İlk çıktığı günden beri merak ediyordum, ama bir türlü fırsat bulamamıştım.
En sonunda  Carrefour'da Eti matik'lerdeki indirimde karşıma çıkınca kaçırmadım ve 5 kg'lık ilk Eti matik'imi aldım.

Yerli ürün oluşu, içeriğinde başta fosfat olmak üzere  zararlı petrol türevi kimyasalların olmayışı sebebiyle kesinlikle tercih edilmeyi hak eden bir ürün. Fosfatın insan vücuduna, çevreye özellikle kirli sularla denizlere ve uzun vadede yaşamsal döngüyü düşünürsek tekrar insanlara hatta tüm canlılara zararı var.

Çamaşır deterjanlarının ana maddesi olan, içerisinde bolca bulunan "fosfat" . Eti matik'te yok.



Eti matik'te o meşhur partiküllerden yok


Aslında deterjan dediğimiz şey toptan zararlı...Deterjanın kelime anlamı petrol ve kimyasal içerikli temizleyici demekmiş, bende yeni öğrendim. Herşeyi belki evde kendimiz yapamayız ama, olabilecek en az zararlı, ya da daha sağlıklı ürünleri tercih etmek elimizde.

Bu arada neden tüm markalar, doğal yöntemlere yönelmiyor dersek, fosfatsız temizleyici deterjan yapmak çok daha maliyetli ve de karmaşık imiş. Eti matik ise çevreci misyonu ile  bu işi BORAKS ile çözmüş. İçeriği tamamen doğal, çevreye ve insana zararsız . Yaptığım araştırma sonucuna göre de Eti matik öyle böyle değil, gerçekten özde temizlik sağlıyor. Bor ile kirin yeniden çamaşıra yapışma özelliğini ortadan kaldırıyor, daha parlak, daha temiz, daha temiz kokulu çamaşırlara doğal olarak kavuşmamızı sağlıyor.

Eti matik'in ambalajı da geri dönüştürülebilir imiş

Bor ısı ile antibakteriyel bir özelliğe de kavuşuyor. O anlamda da içim rahat etti
, tam temizlik sağlıyor yani. Mikrop ve kötü kokulardan arındırıyor. Çamaşırlar yıkandığında parfüm değil temizlik kokuyordu. Bana göre parfüm kokusunun olmayışı da bir başka artısı.

Suyu sert olan bölgelerde de ayrıca tercih edilebilir,  Eti matik doğal içeriği ile suyu yumuşattığı için, kireç önleyiciye ekstradan ihtiyaç duymaya gerek yok.



Bor içeriği su ile beraberinde çamaşırı da yumuşatıyor. Yumuşatıcıyı daha az ilave edebilirim diye düşündüm.

Labaratuvar karşılaştırmalarında renklerde solma, renk değişimi de yaşanmamış.

Benim denemelerimde 30 derecede bazı çamaşırlarda leke bıraktı, 40 derecede daha iyi leke çıkartıyor. Temizleme konusunda ise 30 derecede bile sonuç başarılı. Bembeyaz, tertemiz çıkıyor çamaşırlar. Etimaden'in kendi sitesinde de leke çıkarma için önerilen 40 derece ve üzeri.

Eti matik'in içindekiler bu kadarcık.

Sonuç olarak yerli malı ve de çevreci olan Eti Matik'i  kullanmaya, bundan sonra da Eti Matik almaya devam edeceğim. Benim içime sindi, hem özellikleri, hem doğa dostu oluşu,hem de  temizleme performansı ile de bence gayet başarılı. Fiyat olarak da çevreci bazı  ürünler kadar yüksek fiyatta olmayışı takdire şayan.Bence reklam ve tanıtımı arttırmalı daha çok kişiye ulaşmalılar. Ulaşmalılar ki denizlerimiz daha temiz olsun, daha az kimyasal ile iç içe olalım .



Aslında hepimiz biliyoruz deterjanlardaki kimyasalların zararlarını ama tekrar okuyup hatırladıktan sonra, varsın çok mükemmel, ultra, hiper temizlik olmasın da çevreci ürünler kullanalım diye düşünüyorum. Mis gibi temizlik koktu deyip 2 günde bir evi çamaşır suları ile yıkayan yok değil mi hala...? :)

Not: Yazım tamamen şahsi deneyim ve önerilerimi içeriyor, kesinlikle reklam değil. Tamamen çevreci ve milliyetçi duygularımla mühendis, blogger :D  ve de bir ev hanımı olarak "yerli çevreci temizleyici" ürün sevincimi paylaşmak istedim :)




13 Ağustos 2016 Cumartesi

Yves Rocher Yıpranmış Saçlar için Jojoba'lı Onarıcı Şampuanı



Merhaba herkese,bu  yazımda yeni alıp denediğim Yves Rocher Jojobalı Onarıcı Şampuan hakkında bilgi vermek istiyorum. Şampuan seçimi malum özellikle kadınlar için oldukça önemli, ben de uzun uzun içerik okuyan,  hangisini alsam diye araştıranlardanım.

Onlarca şampuan arasından doğrusunu, iyisini seçmek kolay değil tabi, eleye eleye, deneyip, araştırarak seçmek lazım. ( Çok mu  abarttım :))

Uzunca bir süredir, daha doğrusu ilk hamileliğimi öğrendiğim zamandan beri,  ilk eleme yöntemim doğal olmayan şampuanları elemek şeklinde oldu.  Öncelikle şampuanların pek çoğunda olan Sülfat yani (SLS) , paraben, renklendirici,  silikon (saç derisini ve saç yüzeyini kaplayıp, saçların nefes almasını önleyip, zamanla dökülmesine neden olan maddelerden biri ) gibi maddelerin olmadığı olabildiğince bitkisel ürünleri seçmeye gayret ediyorum. Özellikle SLS'nin insan vücuduna zararlarını okuduktan sonra şiddetle kaçmak gerektiğini düşünüyorum. Nuxe, Organics denediğim doğal içerikli şampuanlardan. Yves Rocher ürünlerini de doğal, bitkisel içerikli ve de kaliteli olduğu için tercih ediyorum. Bazı şampuanlarında SLS var, bazılarında yok. Buradan yetkililerine sesleniyorum, "SLS'siz şampuan istiyoruz" 

 Bundan önce yine Yves Rocher'in  3 yaşından büyük çocuklar için de uygun olan, tüm saç çeşitleri için kullanabilen göz yakmayan çeşidini deneyip beğenmiştim, onu özellikle tatile, seyahate giderken severek kullanıyorum, tavsiye ederim. Tek şampuanı hepimiz kullanabiliyoruz. 

 İstiklal Caddesi'nden geçerken Yves Rocher'in mağazasını gördüm, şampuanım da bitmişti :) koşarak içeri girdim, birikmiş puanlarımla yeni bir şampuan denemek istedim. Erkek görevli şampuan çeşitleriyle ilgili çok bilgisinin olmadığını ama yıpranmış saçlar için olan onarıcı şampuanın çok sattığını, kullananların memnun olduğu söylemesi üzerine hadi bende bir deneyeyim dedim. Malum saçlar deniz, güneş yıpranıyor. Saçımda boya yok, en son röfleyi de 6 ay önce filan yaptırmıştım.. 


Çok fön çeken, maşa yapan birisi de değilim ama saçlarımda aradığım nem yoktu bir süredir ve eskisine kıyasla azalmış da dökülme sorunum var. Bunun üzerine jojoba yağı iyi gelir deyip, şampuanlar arasından seçimimi yaptım.

Yıpranmış saçlar için  Jojobalı Onarıcı Şampuan nasılmış derseniz, ilk iki yıkamada saçımı biraz yağlandırdı gibi gelsede sonradan saçım mı alıştı bilmiyorum, o yağlılık hissi yerini nemlenmiş hissine bıraktı. Bir de mutlaka saç uçlarına krem kullanırdım, bu şampuanda kullanmasam da oluyor. 
Nemli hissinin haricinde, saçı yumuşacık yapıyor, elektriklenmeyi önlüyor. Kuruluk hissi geçince saç dökülmem de azaldı sanki. Ve parlaklık evet saçlarım bence artık daha çok parlıyor .

Benim Yves Rocher Onarıcı Şampuan ile ilgili görüşlerim yukarıdaki gibi, gerçekten işlem görmüş saçlara iyi geleceğini düşünüyorum. Ben de memnun kaldığınız şampuanları merak ediyorum, sizinkiler hangileri? Haydi yazın ;)

Not: Ben şampuanı aldıktan 3 gün sonra Yves Rocher kampanya yapmış, 99 TL'lik alışveriş yapana bu şampuanlar hediye imiş, başka alacaklarınızda var ise denemek için bence tam zamanı ;) İnternetten satışta geçerli imiş bu kampanya.




12 Ağustos 2016 Cuma

Çocuklarla Kız Kulesi Gezimiz





Çok sıcak bir Ağustos gününde bugün çocuklarla ne yapsak diye düşünürken, aklıma Kız Kulesi'ne gitmek geldi. Tek başıma ikisini idare etmek zor olur diye vazgeçiyordum ki, Ece biraz sesli düşüncemi duymuştu ve "hadi anne gidelim gidelim" demeye başlamıştı bile.Karşı koyamadım :)

Kendimizi teknede buluvermiştik bile :)


Benim 4. Ece'nin 2. Bora'nın da ilk Kız Kulesi seferi oldu :)  Çoğu zaman uzaktan, pek çok kez filmlerden gördüğümüz güzeller güzeli Kız Kulesi'ni mutlaka ziyaret etmeli herkes diye düşünüyorum. İstanbul'un en önemli simgelerinden biri olan Kız Kulesi'ne ait efsane, hikaye çok, pek çoğu da aşk ve tutku ile bezeli romantik , hikayeler. Dönem dönem orada yaşadığı anlatılan Üsküdar Tekfuru'nun kızına aşık olup kulenin karşı kıyısında yıllar yılı  yaşayan Battal Gazi mi dersin, yine bir dönem yaşadığı varsayılan Hera'ya aşkından boğazın sularını geçen Leandros mu dersin... Tabi Ağustos sıcağında biri küçük 2 çocukla, öğle ortası kalabalığında romantizmi yakalamak pek mümkün değil  :D Ama burası hala çifller için büyüsünü koruyor.

Sevgiliyle başbaşa zaman geçirmek için,  evlilik, nişan kutlamaları, evlilik teklifleri için çok gözde, akşamları ise  daha da farklı bir ambiansa sahip .
Hera'^yı görmek için yüzerek karşı kıyıya geçen Leandros
Kaldı mı böyle aşklar :) 
Akşam yemekleri ve özel organizasyonlar için rezervasyon yapmak gerekiyor. Neyse şimdi biz konumuza çocuklarla ne yaptık, ne ettik ona dönelim. En baştan başlıyorum.

Kız Kulesi Nerede & Nasıl Ulaşılır?
Kule yaklaşık 2500 yıldır, Üsküdar Salacak Sahili açıklarında yer alıyor, tabi şu anki haliyle değil, zaman içinde kule çok değişim geçirmiş, bugünkü halini 1995 senesinde yapılan restorasyonun ardından  almış. O günden bugüne yüzü Üsküdar'a bakar şekilde ziyaretçilerini bekliyor, buraya Anadolu Yakası'nda Üsküdar Salacak'tan ve de Avrupa Yakası'nda Kabataş'tan  15-20 dk.da kalkan botlarla geçmek mümkün.

Bilet ücreti 20 TL, çocuklardan ücret alınmadı.
Öğrenci ve 60 yaş üstü de 10 TL.

Kız Kulesi'nde Neler Yapılabilir?

  • En başta manzaranın tadına varın, deniz havasını bolca içinize çekin. 
  • Bol bol fotoğraf ve video çekmeyi unutmayın :)
Kız Kulesine yakından bakın
  • Kulede pek çok yerde tanıtıcı yazılar, kısa tanıtım sunumları, sesli animasyonlar var, onları okuyup, kendinizi ortama daha iyi kaptırabilirsiniz. 
  • Girişte hediyelik eşya kısmı var, isterseniz oradan anı olacak hediyelikler, ya da isterseniz Osmanlı Dönemi'ne ait imitasyon takılardan alabilirsiniz.
  • Dürbünlerle karşı kıyıyı yakından izleyebilirsiniz.
Üst katlarda ve girişte deniz kenarındaki dürbünler.

  • Denizin içinde güzel manzara eşliğinde  yemek yiyebilirsiniz. Fiyatlar çok da astronomik değil,  buranın restoranının yüksek yıldızlı olduğunu unutmadan belirteyim, kısmen hesaplı seçenekler de var büyük boy bir patates kızartması 10 TL, 20 TL'ye de yanında garnitürü ile  güzel bir hamburger yiyebilirsiniz.
  • En üst katta ufak bir cafe'si var yine manzaranın içinde, bu sefer tepeden İstanbul'a bakıp birşeyler içmek isterseniz, burada soluklanabilirsiniz. Ev yapımı limonatası 10 TL.  
Kulenin tepesinde üçümüz limonatımızı bölüşüp içerken
  • Eski zaman sultan ve padişahları gibi giyinip fotoğraf çektirebilirsiniz. Biz kızımla dayanamayıp fotoğraf da çektirdik, sıcakta o kıyafetleri giyip çıkarmaya nasıl da üşenmedik hayret ediyorum şimdi, ama olsun iyi ki çektirmişiz diyorum güzel bir anı oldu. Bora istemeeeem dedi bize katılmadı. Ona da küçük şehzade kıyafeti harika olurdu ya neyse.. Kostümlü fotoğraf bedeli de 10  TL.
Fotoğraf çekimleri sırasında da olsa böyle prensesler gibi gezinmek hoştu, kocaman tacım bile oldu :D
  • Kuleden Üsküdar'a geri dönmek yerine yine tekneyle Kabataş'a da geçebilirsiniz. Ya da tam tersini de yapabilirsiniz . 
Kız Kulesi
Kabataş İskelesi
İnanılmaz bir hikayede Nazım Hikmet ile ilgili, bundan 300 sene önce Mehmet Ali Paşa olarak bilinen, aslen Alman olan ve ailesinden kaçarken gemiyle Türkiye'den geçerken Kız Kulesi açıklarında suya atlayıp kendini kurtaran Karl isminde 12 yaşlarında bir çocuk ilerleyen yıllarda Türk'leşecek ve  Nazım Hikmet'in dedesi olacaktır. Kız Kulesi olmasa Nazım Hikmet'de olmazdı :) 

Gelelim çocuklu anne gözüyle önerilerime; 

  • Küçük çocukla kuleye gitmenin zor ve biraz fazlaca dikkat istediğini belirtmeliyim. Özellikle de eğer tekseniz, bebek arabası ile gitmek isterseniz, pek önermem. Çünkü tekneye binmek inmek kolay değil. Yanınızda yardımcı olabilecek birisi ile giderseniz daha rahat edersiniz.
  • Çocuklar acıkırsa restorandan birşeyler sipariş edilebilir, lezzet, kalite ve fiyatlar da makul, ancak yemekler çok hızlı gelmiyor, yanınızda küçük çocuk için atıştırmalık birşeyler ve su bulundurursanız iyi olur. Her ne kadar hesaplı seçenekler olsa da su 3 TL.


Seneler önce eşimle gittiğimizde, kulenin kapısının önündeki meydanlık alanda karikatürize resimler çizen bir ressam vardı. Uzun bir kuyruk bekleyip resmimizi çizdirmiştik, hala saklarım. Bu sefer o ressam yoktu, bir de  macuncu vardı, bu sefer onu da göremedik. Kız Kulesi atmosferi ile uyumlu yalın etkinlikler buraya yakışır diye düşünüyorum.
Özetle gittik, gördük, gezdik geldik. Güzeldi ancak 2-3 yaş hareketliliğinde çocukla bu ufak gezimiz benim açımdan oldukça yorucu oldu belirtmek isterim :). Ama yine de çocuklu aktiviteler arasında da kesinlikle önereceğim bir aktivite ancak çocuğun yaş aralığı önemli. Özellikle okul çağındaki çocuklar için ise şiddetle öneriyorum. Hem genel kültür, hem gezi, hem efsanelerle bezeli tarihi yakından koklama imkanı sunan Kız Kulesi'ni hala görmediyseniz, mutlaka gezin görün derim.


Dönüş yolunda uyumak üzere olan bir küçük oğlan çocuğu ve yorgun annesi :)

Değerlerimize sahip çıkılması, geliştirilmesi ve başka güzel yazılarda görüşmek dileğiyle :)




10 Ağustos 2016 Çarşamba

Tavada Körili Tavuk

Ne zamandır tavuk yemeği yaptığım yoktu, ama baharatlarla özellikle köriyle lezzetlendirdiğim tavuk sotem bir harika oldu. Paylaşmazsam olmazdı. :)




Bu arada Hindistan ve Güneydoğu Asya mutfağında sık kullanılan "köri"nin aslında bir "baharat karışımı" olduğunu biliyor muydunuz? Ben yeni öğrendim. Bu faydalı "antioksidan" baharat karışım içerisinde; zerdeçal, kimyon, kişniş, zencefil, biber, kakule, hintcevizi, sumak bulunuyor.

Malzemeler:

  • 500 gr. kuşbaşı tavuk göğsü
  • 2-3 çorba kaşığı zeytinyağı
  • 1 tatlı kaşığı tereyağı
  • 1 diş sarımsak
  • 1 havuç, 4-5 dal dereotu
  • 2 tatlı kaşığı KÖRİ
  • 1 çorba kaşığı kekik
Yapılışı:

  • Tavukları zeytinyağı, tuz, biraz karabiber, köri, ile harmanlıyoruz. 

Tavuklar köri ve kekikle buluşuyor
Baharatlarla harmanladığımız tavuklara, havuç rendesi ve dereotu ekleniyor.

  • Rendelenmiş havucu ve dereotunu da ekleyip karıştırıp bir kaba ayırıp, buzdolabında bir süre dinlendiriyoruz. Vaktiniz yoksa hemen bekletmeden de tavukları pişirebilirsiniz.
  • Pişirirken, kızgın tavada sarımsağı pembeleşene kadar kavurduktan sonra tavuklu karışımı alıp yağda döndürüyoruz, terayağı da ilave edip tavada döndürerek pişirmeye devam ediyoruz. 

Tavuklar kızarınca lezzet dolu körili tavuğumuz hazır.




Afiyet olsun :)


8 Ağustos 2016 Pazartesi

Işıl ışıl, parlak ve pürüzsüz bir cilt için bu meyvayı hem yiyin hem maskesini yapın

Kavun Baklavaaaa derler ya hani, hakikaten bazı kavunlar öyle lezzetli ki baklavaya değişmem :)



Faydaları da saymakla bitmiyor, A, C, Potasyum, Çinko bakımından zengin. Sinirleri yatıştırıyor,  sakinleştiriyor.Kanı temizliyor, kansızlığa etki ediyor, bol miktarda su içererek böbreklere de fayda sağlıyor. Ve tabi ki cilde de faydası çok. Cildi nemlendiriyor, lekeleri dengeliyor, ince kırışıklıklara iyi geliyor. Kavun nasıl pürüzsüz ve yumuşak ise cildi de öyle yumuşacık yapıyor. Pürüzsüz, canlı bir cilt için kavunu hem yemenizi hem de maskesini yapıp cildinize sürmenizi öneririm.

Kavunlu
 Cilt Maskesi Yapılışı 

 Kavun Maskesi İçin Gerekli Malzemeler;
  • 1 Dilim kavun (kabuğu ile birlikte)
  • 2-3 badem
  • 1 çorba kaşığı  soğuk süt
  • 1 çorba kaşığı limon ya da portakal suyu
 Tüm malzemeleri rondodan geçirip cildinize uygulayabilirsiniz . 10 dk durması yeterli. Artan miktarı ertesi gün de kullanabilirsiniz. Cildinizi soğuk su ile yıkayarak maskeyi temizleyebilirsiniz.
Cildinizde hemen fark edilir bir ışıltı ve yumuşaklık olduğunu göreceksiniz.

Kavun Maskesi - Thegoodwish Blog



6 Ağustos 2016 Cumartesi

Mantra Nedir? Ne İşe Yarar?





Mantra nedir? 
Öncelikle tamamen ruhani birşeydir, Sık sık tekrarlanan hecelerden oluşmuş sözcüklerin melodik, tınılı şekilde söylenmesi, dinlenmesi şeklinde kafanın içinde dönüp durması, ve bu sözlerin düzenli duyulması,  söylenmesi sonucunda kişiyi şifalandırmasıdır  diyebiliriz. Bu çok manalı sözlerin, bizim anladığımızdan (daha doğrusu anlamadığımızdan farklı derin anlamları olduğu söyleniyor).
Sözlük anlamı ise; Uzakdoğu öğretilerinden en eskilerinden birisi, kökeni Hindistan olan, Sanskrit ( Hint Kültürüne ait çok eski bir dil diyebiliriz) diline ait dini hece veya şiir.

Mantra Ne İşe Yarar?
Amacı kişinin ruhsal ya da bedensel olarak iyileştirilmesi, daha farkındalık içinde daha yüksek bir bilinç düzeyi ile bolluk ve bereket, ya da yaşamdan ne diliyor ise hayatına onu çekmesini sağlayacak şekilde şekillenebiliyor.

Kimisinin hayatında eksikliğini hissettiği aşkken, kimisi sağlık sorunları, kimisi maddi olarak sıkıntılarını gidermek için. Kendisine uygun olan mantrayı, belirli saat dilimlerinde dinliyor. Önerilen ilk günler sınırlı dk.lar iken, ilerledikçe sürenin artması şeklinde. Ve bu işin uzmanlarının kişiye özel mantra önermesinin  (ilaç gibi) önemli olduğu, yanlış mantranın ters etki yaratabileceği görüşü hakim. Seda Bağcan ise ilk başlayanlara çeşitli mantraları dinledikten sonra kendisini en yakın hissettiğini dinlemeye başlamasını, 21 gün o mantrayı dinlemeye devam ettikten sonra ara vermesini ve mantranın şifa veren etkisini göstermesine izin verilmesini öğütlüyor. 21 gün mucizesi burada da karşımıza çıkıyor, daha önce olduğu gibi. İlgili yazımı okumak için buraya bakabilirsiniz. 

Bu işler buradan bakınca karışık duruyor. Fakat seneler önce Seda Bağcan, bu alanda okumuş, araştırmış kendi hayatında Mantra felsefesini iyice benimsemiş, hatta Türk ezgileriyle besteler yaparak bir albüm bile çıkarmış. Selda Bağcan'ın da yeğeni olan Seda Bağcan yıllar yılı müzikle uğraşmış bir kişi, bir yakınının sağlık sorununa alternatif çözümler ararken Mantra'lar ile tanışmış, ve seneler içerisinde kendini bu alanlarda geliştirerek Türkiye'de Mantra'nın  bilinen temsilcisi olmuş bir kişi.

Mantranın günlük şehir hayatının stresini üstümüzden atmaktan tutun, zararlı alışkanlıklardan kurtarabileceği, hayatımızda eksikliğini duyduğumuz şeylerle ilgili gelişim sağlayabileceğimizi söylüyor.

Siz ne  düşünüyorsunuz bilmiyorum ama benim aklıma çok çok eskiden anneme gittiği bir mevlütte hediye edilen dua kitabı geldi. Resimli, içinde bol bol dua olanlardan. Onlarda dualar kategorilere ayrılmıştır, sağlık için, bolluk için, bereket için, karı koca geçimi için ...gibi gibi ve açıklamalara baktığınızda bazı duaların tekrar adetleri olduğunu görürsünüz.

Ben dualara benzettim, mantraları.

Nasıl birşeymiş derseniz, buyurun örnek bir Mantra. Sağlık ve zenginlik için. Omm diye başlıyor. (Yani Auuum . Bu Om ne demek tam bir karşılığı yok, evren, geçmiş, gelecek pek çok şeyi barındıran bir anlamı varmış. Meditasyona girişte söylenen, etki eden bir söz.
Birşeyler birleşti mi kafanızda?



Om'un Yazılışı

https://www.youtube.com/watch?v=UNzAt9wkF_M


Seneler önce Erkin Koray, aşağıda sözleri olan şarkısında "Hare Krişna" diyerek Mantra'dan bahsetmiş meğer . Hare Krishna sözünü çok eskilerden hatırlıyorum bende yine bir şarkıcıdan, Boy George olmalı. Dünyada en bilinen insanlığın barış içinde yaşamasını, dile getiren bir mantra imiş.

Dün gece bir rüya gördüm
Hayırdır inşallah
Güller açmış bir bahçede
Ne kadar güzeldi
Bana elini uzattın
Tutar mıyım diye baktın
Şunu bil ki unutmadım
Çok sevdim inan ki
Şu sözlerini "Hare Krishna"


Mantra'da nereden çıktı diyenlere Mandala ile aynı yerden çıkmış diyebilirim son olarak . Çocuklar bile Mandala boyaması yapıyor, koca koca adamlar, kadınlar ellerinde renkli kalemler ile "Yetişkinler için Boyama"kitaplarını boyayıp duruyorken hepsi rahatladığını, sinir stresten arındığını söylüyor,
. Mantra'lar da azınlığın ilgisinden çoğunluğun yaşantısına transfer olabilir.

Pek çok kişi mantra cd'lerini arabalarında, evlerinde dinleyip rahatlıyor. Öfkeye, strese birebir olduğu söyleniyor. Bahsettiklerim en basit etkileri, bundan çok daha fazlası var aslında.
Hiçbirşey tesadüf değilse, bu yazıyı okumanız da değil, öyleyse haydi bir mantra seçip dinlemeye başlayın . Ben dinlediklerimin bazıları hoşuma giderken, bazıları da ürkütücü geldi.

Not: Korkutmak gibi olmasın, bazı uzmanlar da rastgele seçilip dinlenilen mantraların ters etkisi olabileceğini, bu işin iyice araştırmadan yapılmaması gerektiğini söylüyor. Bunlardan birisi de sevgili astroloğumuz Dinçer Güner

Yorumlarınızı ve paylaşımlarınızı bekliyorum.
Sevgiler.





4 Ağustos 2016 Perşembe

Detoks Etkili Soğuk Çorba

Sıcaklarda ferahlatıp, rahatlatan çok basit bir tarifim var.

Çorbanın ana malzemelerinden biri olan "maydanoz" besin değeri olarak çok faydalı biliyorsunuz. C vitamini, A vitamini, K vitamini, antioksidanlar, yaşlanma önleyici flavonoidlerle beyni, hafızayı koruyor, antidepresan gibi yatıştırıcı özelliklere sahip, kan şekerini düzenliyor, kolesterolü düşürüyor. Sanırım maydanoz yemeyi unutanlar için bu tarif çok faydalı olacak . 

Gelelim soğana, bu tarifle soğanı çiğ  çiğ yemiş, faydalarını daha da bol şekilde almış oluyoruz. Çiğken antioksidan etkisi yüksek!

Soğuk Çorba!

Thegoodwish Blog- Soğuk
Maydanoz Çorbası :)

Kalorisi düşük, vitaminli, antibakteriyel, detoks etkili, metabolizma hızlandıran çorbamızın malzemelerine geçiyorum hemen.

Soğan ve maydanozlar rondodan geçer, sulandırılmış yoğurtla buluşur




Soğuk Çorba Malzemeler:
  • 1/2 demet maydanoz
  • 1 soğan
  • 1 diş sarımsak (isteğe bağlı)
  • 1 bardak yoğurt
  • 2 bardak su
  • 1 tutam tuz
Soğuk Çorba Yapılışı:

Maydanoz, soğan rondoda olabildiğince ufak hale getirilir. Adeta pesto sos gibi bir görüntüsü olacak. Bu karışımı suyla seyreltilmiş yoğurtla karıştırıp, azıcık tuz ilavesi ardından biraz buzdolabında soğutabilir ya da buz ekleyebilirsiniz. Üzerine pul biber de güzel gidiyor. 



Afiyet Olsun.

2 Ağustos 2016 Salı

Şekersiz Dondurma Tarifi (Muzlu)

Muzlu Dondurma tarifini öğrendiğim günden beri olgunlaşan muzları, dilimleyip deepfreeze'de min 5 saat bekletip dondurmaya çeviriyorum :) Evde herkesin sevdiği serin, tatlı ihtiyacını gideren bir tatlı oldu. En güzel tarafı içinde hiç şeker, katkı maddesi olmayışı.


Ev Yapımı Şekersiz Muzlu Dondurma


Bknz. içinde azıcık malzeme var





Muzlu Dondurma Malzemeler;

  • 2 adet derin dondurucu da bekletilmiş olgun muz
  • 2 adet çekirdeği çıkartılmış, biraz ılık suda bekletilmiş hurma
  • 1 fincan su ya da süt

Muzlu Dondurma Yapıyoruz

Muzlu Dondurma Tarif

Tüm malzemeler mikserde dondurma kıvamına gelene kadar karıştırılır, hemen de tüketebilirsiniz, bir kaç saat buzdolabında bekletip ardından da afiyetle yiyebilirsiniz.

Not: Fındık, fıstık, çikolata, kakao, üzüm, çilek, yabanmersini ve daha pek çok şey ile süsleyebilir, ana malzemelere ilave edebilirsiniz. Sizin damak zevkinize kalmış, benim favorim antep fıstığı, muz ve çilek ;)

Tatlı kızım bayıldı :)
Videosunu izlemek isterseniz https://www.youtube.com/watch?v=rB0_PbWme_o 
İşte Bu Kadar Kolay
Afiyet Olsun 
Sevgiler :)

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...