30 Temmuz 2016 Cumartesi

Cennetten bir köşe Kaş


Bu denize aşık olunur- Yer Kaş Halk Plajı


3 sene aradan sonra 2. kez Kaş'a gittik. Aklımda kalandan daha da güzel buldum bu sefer bu cennet beldeyi, maalesef son dönem ülkede yaşadığımız zorlu günlerin getirdiği stresten sonra bize Kaş Tatili çok iyi geldi ve tekrar ne zaman geliriz, acaba buraya yerleşsek mi düşüncelerine dalarak döndük tatilimizden. Genelde her zaman yeni yerler görmek istesem de Kaş öyle değil, müptelası olmanız an meselesi. Güzel ülkemizde gezilecek görülecek hala o kadar çok yer var ki. Deniz deyince akla ilk gelen Ege ve Akdeniz'de çok sayıda tatil beldesi var ama  Kaş'taki gibi böylesi bir denizi, doğayı, huzuru, sessizliği başka yerde bulmak zor gibi.  Cam gibi berrak bir su içinde yüzerken balıkları görebilir, eşsiz manzarasına bakıp hayallere dalabilirsiniz.burası küçük bir yer ama ne ararsanız bulabileceğiniz, mahrumiyet çekmeyeceğiniz türden hem de bakir kalmış bir cennet.



Evet ne ararsanız var ama  herşey dahil 5 yıldızlı otellerden yok, gürültü yok, basit sıradan ihtiyaçlar için normalin 5-10 katı fiyat ödemek yok. Suyu 5 TL'ye almak, lahmacunu 50 TL'ye yemek gibi ve hatta plajlarda  fönlü, makyajlı, kaftanla denize gir(mey)en kızlardan da yok :)


Kaş'ta nerede ne yemeli?
Kaş'ta mutfak konusunda nitelik ve nicelik bakımından çok çeşitli yerleri bulmak mümkün. İlk akla gelen deniz ürünleri olacaktır ama istemeyene de çeşit bol.
Hem yoldan gelip geçen insanları izleyeyim, hem midem ve cebim bayram etsin derseniz meydandaki restorantları önerebilirim. Çoğu deniz ürünleri satıyor, fiyatları, menüleri kıyaslayarak istediğiniz yeri seçebilirsiniz.
Lezzetli kebaptan, lahmacundan dönerimden vazgeçmem hem kalite hem lezzet ararım derseniz, önerim yine Kaş Meydan'da taksi durağı yakınlarındaki HÜNKAR olacaktır. Lahmacunu ve dönerinin tadına bakmadan dönmeyin. Enfes. Öğle sıcağında bile sulu pervaneler eşliğinde sıcağı hissetmeden ziyafet çekmek mümkün.
Kaş'ın havası beni sarhoş etmeye yetti ama biraz da çakır keyif olayım, mezelerle de midem şenlensin derseniz adres ZAİKA. Açık havada bahçede oturup, biraz rakı, biraz meze..İşte keyif bu!
Deniz aşığıysanız benim gibi Kaş Marina'ya uğramadan dönmeyin. Orada da konukseverliği, kalitesi ve lezzeti ile MEYMEKAN'ı tek geçerim. Kalamarların lezzeti hala aklımda.
Anca pide ile doyarım derseniz adres ÇINARLAR PİDE




Kaş'ta Ne Yapmalı?
Öncelikle Kaş'ın rahat ve yavaş atmosferine uyum sağlayın denizin,doğanın ve lezzetlerinin tadını çıkartın.
Sokaklarında kaybolun,
Tekne turuna çıkın,
 Meis'e geçmek isterseniz yanınızda pasaportunuz da olsun ve günübirlik vize ile karşı Yunan Ada'sına bir geçin.
Dalış yapın. WWF (Doğal Hayatı Koruma Vakfı) Tarafından KAŞ-KEKOVA arası deniz alanı "Çevre Koruma Bölgesi" kapsamında. Akdeniz Bölgesi'ndeki denizel ve karasal biyolojik çeşitlilik anlamında en zengin yerin Kaş olduğu belirlendi.
Yükseklik korkunuz yoksa, biraz çılgınsanız - Yamaç Paraşütüyle gökyüzünden Kaş'a bakın.Kesinlikle eşsiz bir deneyim olacaktır.
Herhangi bir ücret ödemeden sadece havlu serip denize girebileceğiniz, karnınız acıkınca çok uygun fiyata doyabileceğiniz yerlerden biri Belediye Halk Plajı. Patates kızartması 5 TL!
Yine muhteşem deniziyle bir başka plaj da en eskilerden Büyük Çakıl Plajı. Şezlong, Şemsiye ücretsiz. Kaş'ta plaj çok, bir diğer önereceğim yerlerden biri de son dönemlerin en beğenilen plajlarından Hidayet'in Koyu Plajı
Özetle burada nereden denize girerseniz girin denizi muhteşem. Unutmadan Kaş Marina'dan denizin görüntüsüne bakın bir de.
Belediye'nin işlettiği
Kas Halk Plajı
Sandalyeni koy denizine gir-Belediye Halk Plajı
Büyük Çakıl Plajı
Kaş Merkez'e 20 km. mesafedeki Kaputaş Plajı'nı mutlaka görün. Kaş Kalkan arasındaki yol üzerinde, yol kenarında sıra sıra arabaların durduğu yer kesin Kaputaş Plajı'dır. Arabanızı park edebildiyseniz, geriye 150'ye yakın basamaklı merdivenden inmek kalıyor. Eh burası için değer .


Eşsiz Patara Plajı
Ülkemizin en uzun kumsalı olan Patara Plajı'nı da gelmişken mutlaka gidip görün. Plajın girişindeki yazıya dikkat plaj akşam meşhur Caretta Caretta'ların. Muhteşem denizinin yanısıra, tarihi dokusuyla da sizi etkileyecek. Bir zamanlar burası Likya'nın başkentiymiş.

Antik Dönemin belki de en işlek caddesiydi -
 Tarihi Patara Yolu
Komşu Yunan Adası - MEİS
Kaş Kedisi :)

Kaş Marina-Meymekan
KAŞ Marina (Denize bakın )

KAŞ'ta nerede kalmalı?
Gelelim yazının en süprizli kısmına, süpriz yazının sonunda saklı ;)
Kaş'ta daha önce 2 farklı otelde kalmıştık, son ziyaretimizde kaldığımız butik otel olan "Saylam Suites" ise kesinlikle bundan sonra buraya geldiğimizde kalacağımız adres olacak . Eğer Kaş'a yerleşmezsek tabi :) Otel tatillerinde genelde odalar yatmadan yatmaya kullanılır. Ama biz küçük oğlumun uykusu, öğlen sıcağı vs. gibi nedenlerle otelde de çok zaman geçirdik ve odamızı ve kaldığımız oteli çok sevdik.


Sıradan bir tatilci, deniz aşığı, kendi çapında gurme, sanatsever, çoluklu çocuklu bir ailenin annesi olarak Kaş'a geleceklere burayı kesinlikle öneriyorum. otel hakkında sayısal bilgilere Web sitesinden  http://www.saylamsuites.com/tr adresinden ulaşabilirsiniz, ben hissiyatlarımı yazayım.

Yeme içme işi önemli malum önce karın doyacak onun için kahvaltıdan başlıyorum :) Otelde sabahları çok güzel  bir açık salonda kahvaltı kuruluyor, bahçede kahvaltı çok keyifli.Açık büfe kahvaltı ürünleri son derece kaliteli. Mutfağınıza  güzel bir kahvaltı için ne alırsanız onlardan var.
Otel aile işletmesi, otelin sahiplerinden ve aynı zamanda işletmecisi  Duygu Canikligil Saylam zaten müşterilere "misafirlerimiz" diyor ve beni kalbimden vuruyor :)  Zihniyet bu, burası yaşayan, insancıl, çocuk dostu bir butik hotel . Duygu Hanım, bir sorun olduğunda, ya da rehberlik gerektiren konularda içten bir şekilde yardımcı oluyor. Genç yaşta otel işletmek kolay değil, ama o hem alaylı hem okullu, İsviçre'de turizm eğitimi almış, hem deneyimli, hem işin ABC'sini de biliyor. Biz oradayken yanında küçük çocuğu ile çok güzel idare etti oteli. Bir kadın olarak, eğitimli, çalışkan, her koşulda kendini geliştiren  kadınları ayrıca destekliyorum  ve işletmelerde tesis ne kadar kusursuz da olsa, insan faktörünün ne kadar önemli olduğunu bilen biri olarak  Saylam Suites'te tüm personelin dört dörtlük olduğunu söyleyebilirim.
Saylam Suit's te kahvaltı başlıyor

Odamızın balkonundan bir köşe
Bizim çocuklar bu bar taburelerine bayılıyor


Otelin en sevdiğim köşelerinden biri
Çocukların sevimli dostu :)
Begonvillerle kahve
 sunumu harika değil mi?


Konumu merkeze çok yakın, yürüyerek Kaş Merkez'e inmeniz 10 dk sürmüyor.  Otelin bulunduğu yer de biraz tepede kalıyor ve bu da güzel bir manzara imkanı sunuyor. Genel anlamda sessiz, kafa dinlemeye uygun. Gezmek isteyene de merkezi konumu ile çok rahat bir otel. Bir avantajı da otelden merkeze ve çevre plajlara gitmek isteyenlere otelin ücretsiz servis hizmeti veriyor oluşu.

Son derece temiz bir otel . Temizlik hergün yapılıyor. Biz 2 çocuk, 2 yetişkin 1+1 odada kaldık, yatak odasındaki gömme dolap çok geniş ortada hiç eşya bırakmadan yerleşebilirsiniz, salonda ferah olduğu için sıkışmadık. Bir avantajı da salonda Amerikan mutfak var. Bardak, tabak, tava, tencere, tek gözlü elektrikli ocak, kettle mevcut. Tatilde yemek yapmayı benim gibi sevmeyebilirsiniz ama öğlen sıcağında çocuklarla dışarı çıkmamak, sürekli dışarıdan yememek adına bu mutfak işi pratik oluyor . Migros, Carrefour, Kipa gibi büyük marketler de yakın. İstediğini alıp, mutfakta hazırladıklarını, ev ortamı rahatlığında yiyebilirsiniz.


Otelin iç ve dış dekorasyonunu çok çok beğendim. Modern, ferah, kullanışlı Akdeniz tarzı hakim. Yanımda şampuan taşıdım ama banyoda Loccitane'lar meğer beni bekliyormuş :)



İnsanlık için küçük ama sosyal medya severler için büyük bir ayrıntı da otelde her yerden çeken, gayet kuvvetli Wi-fi imkanı var. Muhteşem Kaş'ta bol bol fotoğraf çekip, sosyal medyada  paylaştım :) Kaş'ta Japon turist gibi fotoğraf çekmemek için çok zor tuttum kendimi. Size bir önerim de benim gibi fotoğraf çekmeyi çok seviyorsanız, buraya güzel bir makine ile gelin . Hatta ıslanmaya dayanıklı bir ürün olursa denizde de muhteşem fotoğraflar çekebilirsiniz. Go Pro'nuz var ise yanınızda getirmeyi unutmayın dememe gerek yok herhalde. :)

Şimdi gelelim süprizimize. :) Saylam Suits'i bizde çok beğendik, bizde kalmak isteriz diyenlere Duygu Hanım'ın Thegoodwish Blog takipçilerine özel bir indirimi olacak. Telefonla, yüzyüze ya da otelin internet sitesi üzerinden (http://www.saylamsuites.com/tr
) yapacağınız rezervasyonlarda %10 indirim hakkınız olacak. Bunun için tek yapmanız gereken, blogu takibe almak ve rezervasyon sırasında otelinizi Thegoodwish Blog'tan duydum demek olacak.:)

Umarım bu yaz mutlaka Kaş'a gider ve bu güzellikleri yakından görürsünüz, Kaş'ı anlatmaya sayfalar yetmez, elimden geldiğince rehber olmaya çalıştım, faydalı olmasını dilerim. Benden Kaş'a ve Saylam Suits'e Duygu Hanım başta olmak üzere tüm personele çok selam göndermeyi ve güzel tatilinizin tadını çıkartmayı sakın unutmayın.

Unutmayın demişken, Akdeniz'e özgü sağlık ve lezzet deposu Frenk İnciri'ni aman sakın dalndan koparmaya kalkmayın, marketten, yol kenarlarından alın ve satıcısına ayıklatın, yoksa dikenleri hissettirmeden batar söylemedi demeyin.
Ve valizinize şnorkel, deniz gözlüğü ve deniz ayakkabısı koymayı unutmayın :)

İyi Tatiller :)


21 Temmuz 2016 Perşembe

Yulaflı Muzlu "Şekersiz" Kurabiye Tarifi

Yulaf ezmesini kahvaltıda yemeyi pek sevmiyorum, evdeki yulaf ezmesi de boşa gitmesin derken kurabiye yapmaya karar verdim. Zaten unum da bitmişti :) Fırından çıkan, kurabiyeden çok yulaflı bar tadında
oldu. Çok da güzel oldu, ben de bu hafif ve de çok lezzetli atıştırmalığı paylaşmaya karar verdim ;)


Geçen zaman içerisinde tarifi yeniledim, bir de video çektim. Youtube'a koydum, şimdilik oldukça amatör, şartlar el verdiğince Ece'nin yardımı ile video çekebiliyoruz :D kusurlar olursa affola.

https://www.youtube.com/watch?v=cOqz4D3INsI

Tarif detayları ve malzemeler aşağıda.



3 tane çok değil mi, ama neyseki dilimlerim ufak ufaktı :)

Yulaflı Kurabiye için gerekli malzemeler:
 Yulaflı Kurabiye tarifi:

Geniş bir kaba yulaf ve çerezleri döküp karıştırın (fındık, fıstık vb. kısa süre rondodan geçirebilirsiniz), 1 yumurtayı da ilave edip karıştırın. Küçük parçalara ayırdığımız muzları çatalla ezip, tarçını ilave edelim. 
Karışımı yağlı kağıda kaşıkla bırakıp fırına verebileceğimiz gibi daha muntazam şekiller isterseniz streç film kullanabilirsiniz. Ben genelde kaşıkla koyup pişiriyorum 
Streç kağıda koyup rulo şekil verdim. Ruloyu daha sonra yağlı fırın kağıdına aktarıp, dilimleyip önceden 170 derecede ısıtılmış fırına gönderdim. 
15-20 dk sonra fırının fişini çekip, 5 dk da fırının içinde bekletiyoruz. Hepsi bu, kurabiyeden yumuşak, kekten sert. Al eline ye kıvamında enfes kokulu güzel bir atıştırmalık oldu.
Diyetteyim diyen misafirleriniz de çay yanına bu yulaflı barlara bayılacak.


Neden Yulaf? Diyenler de buraya lütfen 


YULAFLA BESLENMENİN SAĞLIĞA FAYDALARIKOLESTEROL:  Yulafta bulunan çözünür lif, tek bileşenli beta-glukan, kan kolesterol düşürücü etkili olduğu kanıtlanmış olan çözünebilir bir liftir. Düzenli yulaf kullanımının kolesterolü düşürdüğüne dair çalışmalar var.
Yeni bir araştırmaya göre, beta glukan, bakteriyel enfeksiyon alanına belirli insan bağışıklık hücrelerinin yeteneğini artırarak daha hızlı iyileşme sağladığı keşfedilmiştir.
BAĞIRSAKLAR VE KABIZLIK: Yulafta yüksek lif içeriği mevcut olduğundan bağırsak kanserini önlemede yararlı olduğu belirtilmektedir. Lifler bağırsak hareketlerini düzenli tutulması gereklidir
Lif kaynağının tedavi edici bir diğer özelliği de düzenli kullanımda kabızlık sorununa yardımcı oluşudur.
SİNİR SİSTEMİ: İyi bir protein kaynağı olmak dışında, yulaf da vücut için gerekli olan E vitamini, çinko, bakır ve demir de ihtiva etmektedir. Bu minerallerin etkili bir anti-depresan olarak hareket ettiği kanıtlanmıştır. Başka bir deyişle, yulaf sizi sakinleştirecek ve de depresyon tedavinizde yardımcı olacaktır. Yulaf, vitamin B kompleksleri, kalsiyum, potasyum ve magnezyum çok yüksek seviyede içerir. Tüm bu vitamin ve mineraller sinir sistemi için çok gereklidir. Ham yulaf ezmesi stresi azaltabilir.
KİLO VERME: Yulaf, yapısındaki çözünür lifler sayesinde kilo vermek isteyenlere yardımcı olur. Çözünür lifler insanın sindirim sürecini yavaşlatabilir ve uzun süre doygunluk hissi sağlar. Pişmiş yulaf, vücut yağ azaltmaya yardımcı olabilir. Yeni bir araştırmaya göre 2-18 yaş arası çocuklarda alınan yulaf ezmesi obezite riskini düşürdüğünü göstermektedir.
DİYABET: Düzenli kullanım kan şekeri seviyesindeki yükselme uzun bir periyoda yayılır. Bu, şu demektir. Düzenli kullanımda yulaf, tip 2 diyabet riskini azaltmaya yardımcı olabilir. Bu sayede diyabetin neden olduğu birçok komplikasyonu önlemeye yardımcı olur.
KANSER: Yulaf kanser gibi kronik hastalıklardan vücudu koruduğu düşünülen fitokimyasallar (bitki kimyasalları) içermektedir. Yulafta lignan adı verilen fitoöstrojen bileşikler, meme kanseri gibi hormonlara bağlı hastalıkların riskini azaltması ile bağlantılı bulunmuştur. Araştırmalarının çoğu meme kanseri üzerinde yoğunlaştı ancak yulaf, prostat, endometrium ve over kanseri gibi diğer hormon ilgili kanserlerde de benzer etkilere sahiptir.
KALP: Sık sık tüketildiği takdirde, kalp hastalığına yakalanma riskini azaltmaktadır.
KAN BASINCI(TANSİYON): Bütün bir yulaf günlük porsiyonda zengin olarak kullanılırsa hipertansiyon veya yüksek kan basıncı azaltır ve böylece anti-hipertansiyon ilaç ihtiyacını azaltır. 
ENERJİ: Yulaf, diğer tahıllar gibi enerji ihtiyacını karşılamak için kalori sağlayan bir karbonhidrat kaynağı olarak öncelikle değerlendirilir. Yulaf, orta şiddette egzersiz sırasında performansa büyük katkı sağlayan besinlerden biridir.





19 Temmuz 2016 Salı

Doris Hofer Nam-ı diğer Squat Girl ile Sıcacık Sohbet Tadında Röportajımız

Sosyal Medya'da SQUAT GIRL ismi ile tanınan hatta hayranlık duyularak takip edilen DORIS HOFER, 12 yıldır ülkemizde yaşayan bir İsviçre'li. Birden çok şapkası, mahareti var. Herşeyden önce en fazla 30 yaşında gibi gösterse de  o 2 çocuklu 41 yaşında bir anne.
SQUAT GIRL ÇOCUKLARI İLE

O bir yaşam koçu, o bir blogger, youtuber, harika tatlar ve tarifler üreten bir vejeteryan,  yazar. Manken gibi fiziğe sahip ve bir o kadar da güzel, ülkesinde gazetecilik ve yazarlık yapmış olan Doris'in sporla yoğrulmuş hayatında en sevdiği şeylerden biri yazmak ve paylaşmak olmuş.
Geçtiğimiz ay Libros Yayıncılık'tan "HAYALLERİNDEKİ SEN" isimli ilk kitabı çıktı, kitabı da kendi gibi çok renkli, motive edici ve yeni fikirlerle dolu. Kitabının ismi gibi  hayallerinin peşinden gitmeye devam ediyor ve görüldüğü üzre sadece oturup hayal kurmuyor, bunlar için savaş veriyor. Ve sanırım işin en güzel kısmı bu işleri eğlenerek, keyif alarak yapıyor.
HAYALİNDEKİ SEN KİTABINDA YER ALAN TARİFLERDEN BİRİ OLAN CHİA'LI PUDİNGİ HAZIRLARKEN
Şimdi meraklı ve geveze:) sorularıma geçiyorum.  Squat Girl ile yaşama dair pek çok konudan konuştuk. Türkiye ve İsviçre'den bahsettik, çocukları, doğum hikayelerini, günlük hayatı, hayal kırıklıkları,boşanma sürecinde yaşadıkları, yeniden aşık olmasına, seyahat etmekten keyif aldığı tatil rotalarına,  egzersiz ve güzellik tüyolarına kadar pek çok şeyi bu yazıda bulabilirsiniz. 
Sizi henüz tanımayanlara da kısaca biraz tanıtmak istedim. Öncelikle çok çok teşekkür ediyorum, söyleşi teklifimi kırmadığınız  için. Sormak istediğim çok soru var ama olabildiğince özetlemeye çalıştım. Bu arada ben de malum sıkı takipçilerinizden biriyim, pozitif, faydalı paylaşımlarınıza bayılıyorum. Karamsar dünyamızda, hayat dolu, enerjik paylaşımlarınız çok iyi geliyor. Doğum tarihiniz 8 Aralık 1975. Bir Yay burcu!? Boşuna sevmemişim diye düşündüm, bir yay burcu olarak yay'ları hep özel bir yerde tutarım . Peki sizin burçlarla aranız nasıl? Yay burcu özelliklerini taşır mısınız? Ya da sizi ilk kez tanıyacak olanlara ne demek istersiniz?
İsviçre'de çalıştığım bir gazetenin "Bekârlar Bekarlarla Buluşuyor" projesi dahilinde 500 kişiyle röportaj yapana kadar astrolojiye inanmıyordum. İnsanlar yanımda oturan fotoğrafçıdan çekiniyorlardı ve benim de onların geçmiş ilişkileri, beklentileri ve ümitleri ile ilgili her şeyi söylemeleri için tam tamına 1 saatim vardı. Bir süre sonra bazı burçların benzer özellikleri olduğunu anladım, bu çok ilginçti. Sorunuza cevap vermek gerekirse: burçlara inanıyorum ve kendiminkine bakınca evet, ben tam bir yay burcuyum! Özgürlüğüme düşkünüm ama bir ilişkiye gelince çok sadık birisiyim. Sınırlarımı zorlamayı çok severim ve çok çabuk sıkılırım. Seyahat etmeyi ve yeni kültürler tanımayı çok severim. İletişim güçlü yönlerimden bir tanesi ve kendime güvenim tamdır.  İyimser bir kişiyimdir ve yaptığım her işle ilgili çok tutkuluyumdur. Hayatı tam anlamıyla kucaklarım ve eğlenmeyi çok severim.
 
Yanılmamışım Squat Girl tam bir Yay burcu 

Spora olan sevginin karşılığını fiziğinizle, enerjinizle aldığınız ortada.  Kitabınız "Hayallerindeki Sen"i satır satır okuyanları, harfi harfine uyup sizin gibi olmak  isteyenleri görüyorum.  Sosyal medyada da aktif paylaşımlarınız var, geniş takipçi kitleli bir facebook hesabınız var ve tabi Instagram, Snapchat. Kitap haricinde de sosyal medya aracılığı ile de insanları motive edip,  ilham veriyorsunuz. Peki sizin takip ettiğiniz bloglar, esinlendiğiniz  kişiler var mı?

Tabi ki. Etrafındakilerle ilgili düşündüklerini çok güzel yazan ve kendi bilgeliğini paylaşarak ve sosyal projelere destek vererek dünyayı daha iyi bir yer haline getirmeye çalışan "Yoga Girl"'ü takip ediyorum. Çok şirin bir Pilates eğitmeni ve süper zeki bir iş kadını olan "Cathey Ho"'nun blogunu okuyorum.  Onun konuşmalarından birine gittim ve onun taytlarından aldım, çok güzel koleksiyon parçaları tasarlıyor. Başka isim vermek gerekirse ""Patrick Beach", "Kayla Itsines" ve "Amanda Brisk"'i takip ediyorum. Ve tabi ki pek çok Türk dostumu da takip ediyorum. "Aydan Üskanat"'ın tariflerine ve yarattığı tatlara hayranım. Kısa zaman önce onunla bizzat tanışma şansına sahip oldum. Çok mütevazı ve altın gibi bir kalbi var, sanki onu yıllardır tanıyormuş gibi hissettim. "Hem Fit Hem Anne" isimli bir profili olan Gözde'yi takip ediyorum. Antrenmanlarını küçük oğluyla yapıyor,  adeta Nana'nın Türk versiyonu gibi. Bir Nike eğitmeni olan ve hiç tanışma fırsatım olmayan ve çok sevdiğim Gözde'den de çok ilham alıyorum. 

Doris Hofer -Aydın Üskanat Buluşması

Blog yazmaya başladığınızda böyle rağbet göreceğini öngörebilmiş miydiniz? Bir İsviçre’li için Türkçe Blog yazmak ne kadar zor oldu? Destek aldığınız kişiler oldu mu? Blog yazma işini profesyonel düşünenlere ne gibi tavsiyeleriniz olur? 
Başlangıçta sadece devamlı aynı sorulara cevap vermemek için blog yazıyordum. Ama zamanda blog yazmak, para ve zaman açısından ciddi bir yatırım haline geldi. Ben tam zamanlı çalışıyorum ve ekibimde bir çevirmen ve bir fotoğrafçı var.
İsviçre'de tanınıyordum, bütün gazeteciler benim arkadaşlarımdı. Buraya taşındığımda, bağlantılarım yoktu. Arkadaşlarım Hasan G-men (İngilizce- Türkçe çeviriler) ve Sevda Kaplan (fotoğraflar) olmadan blogumu asla başlatamazdım. İkisi de benden para bile talep etmeden benim için çalıştılar. Hasan hala benim için çeviri yapıyor ve Sevda'da çok yeni anne oldu ve güzel kızına bakıyor.
Eğer bir şey hakkında çok tutkuluysanız ve yazı yazmayı seviyorsanız, kesinlikle blog yazmalısınız. Ama eğer bundan hayatınızı kazanmak istiyorsanız çok fazla zaman ayırmanız gerekir. Her iş gibi, bir yelere gelebilmek yaklaşık üç yıl alıyor.

Peki Squat Girl’ün sıradan bir günü nasıl geçiyor?


Genelde 6:30'da kalkıyorum ve Instagram'a (thesquatgirl) bir resim yüklüyorum. İnsanlar günlerine başlamadan önce benim ne yediğimi ve nasıl egzersiz yaptığımı gördüklerinde motive oluyorlar. Daha sonra Zoe'yi uyandırıyorum, giydiriyorum ve kahvaltısını hazırlıyorum. Sabahları vakitten kazanabilmek için ne yemek istediği hakkında her zaman akşamdan konuşuruz. Noah 7:30'da uyanıyor. Zoe'nin en sevdiği şey taze meyva ve kaju cevizinden yapılmış bir smoothie ve Noah da en çok beyaz peynirli omlet seviyor. Sabah saatlerinde günümüzü planlamayı ve köpeğimizin yere düşen yemek parçalarını yalamaya çalışma çabalarına gülmeyi seviyoruz.

Çocuklar gittikten sonra, duş alıyorum ve takipçilerimden gelen mesaj ve soruları cevaplamaya başlıyorum. Sabahın geri kalanında yeni videolar çekiyorum ya da bir gün öncekiler üzerinde çalışıyorum. Öğle yemeği saatlerinde Sila'yı yürüyüşe çıkartıyorum. Koşu bandında koşmak yerine onunla yürümeyi tercih ediyorum. Geri döndüğümde öğle yemeğimi hazırlıyorum ve Snapchat'te (thesquatgirl) takipçilerimle paylaşıyorum. Yemek porsiyonlarımın büyüklüğünden gerçekten çok etkileniyorlar. Ama bu benim tam da kitabımda öğüt ettiğim bir şey: Tonlarca yemek yiyebilirsiniz (ki ben öyle yapıyorum!), ama kesinlikle evde hazırlanmış ve sağlıklı yiyeceklerden oluşmuş olmalı. Öğleden sonra 45 dakikalik bir antrenman için spor salonuna gidiyorum. 

Noah okuldan 03:45'te geri geliyor ve annesinin evde olmasını istiyor. Birlikte meyva yiyoruz, legolardan bir şey yapıyoruz ya da odasında bir şeyler oynuyoruz. Zoe basket antrenmanından ya da okuldan döndüğünde, hep birlikte akşam yemeği yiyoruz. Yemekten sonra Zoe ile ödev yapıyorum ve çocukları yıkıyorum. Hafta içi asla TV seyretmiyorlar. Eğer çok geç olmamışsa, onlara yatmadan önce bir hikâye anlatıyorum. Bazı akşamlar 9'da erkek arkadaşım Kerem'le buluşuyorum ya da en azından konuşuyorum. Bazen çocuklar yattıktan sonra bir arkadaşım gelir ve birlikte çay içeriz. En az 7 saat uyku uyuyabilmek için genelde 23:00 gibi yatarım.

 
Squat-Squat-Squat

Işıltılı enerjik, pozitif, güler yüzlü görüyoruz hep sizi, takipçilerinizi de olabildiğince yanıtsız bırakmıyorsunuz, canayakın birisiniz. Sizin de motivasyonunuzun düştüğü, sinirlendiğiniz zamanlar oluyordur mutlaka, bu zamanları nasıl aşıyorsunuz?  İleriye dönük endişeleriniz, geçmişe dök pişmanlıklarınız var mı?

Hiç bir şey için pişmanlık duymam, buna gerek yok. Ama eski kocamla boşanmam bütün bu hisleri geri getirmişti; üzüntü, hayal kırıklığı, öfke ve korkular. Ayrıldığımızda, yaklaşık 2 hafta yemek yiyememiştim. Yiyecek kokusu aldığımda kusacak gibi oluyordum. Gerçekten de çok midem bulanıyordu. Güzel çocuklarıma bakıyordum ve başarılı olamadığımız için suçluk duyuyordum. Kilo kaybetmiştim ve vücut yağ oranım %9'a düşmüştü. Bu tehlikeli bir seviye ve artık hiç gücüm kalmamıştı. O zamanlar "kickbox"'a çok meraklıydım. Spor benim kurtarıcım oldu; sadece o torbaya vurabilmek için boğazımdan yiyecekleri tıkıştırmaya başladım. İki haftalık yas döneminden sonra eski kocam ve benim hayat, ilişkiler konusunda çok farklı fikirlerimiz olduğu sonucuna vardım ve artık boş verdim. Hayat bana her zaman çok iyi davranmıştı ve yeniden iyi olacağına güvendim. Kendimi toparladım ve yeniden âşık oldum, Kerem ile güzel bir ilişkim var ve bekâr bir âşık olmanın keyfini çıkarıyorum şimdi.
 
Aşk :)
Youtube kanalınızdaki egzersiz videoları sırasında fiziğinizle de spor kıyafetlerinizle de çok hoşsunuz ayrıca anlatımınız da çok samimi ve sıcak. Ekranlarda da bir spor program yapmayı  hiç düşündünüz mü?  Gelecek planlarınız neler? 

Önce "Hayalindeki Sen"'in başarılı olmasını istiyorum. Kendi TV programım olmasını çok istiyorum. Sağlık ve fitness ile alakalı olabilir ama aynı zamanda bir eğlence programı da olabilir. Ben eğlenmeyi çok severim.



İsviçre'yi Zürih'te yaşayan abim vesilesi ile görme fırsatım oldu. Ve çok beğendim ülkenizi.. İsviçre ve Türkiye iki farklı ülke.Peki buraya geldiğinizde kolay adapte olabildiniz mi? Türkiye hakkında ne düşünüyorsunuz?   İki ülkeyi, kadınlarını, erkeklerini, yaşam tarzlarını kıyaslarsak ne dersinİz?
Eğer kendinizi bir ülkeye ait hissetmek istiyorsanız dilini konuşmanız gerekir. Bir kültürü anlamaya böyle başlarsınız. Buraya gelir gelmez ders almaya başladım ve bir kaç ay içinde alışverişimi yapacak veya bir restoranda kendi siparişimi verebilecek kadar Türkçe öğrendim.
Türkiye'yi çok seviyorum ve yurtdışına çıktığımda İstanbul'u Zurih'i özlediğimden daha fazla özlüyorum. Ama vatanıma geri döndüğümde, İsviçre'nin ne kadar düzenli ve temiz olduğunu görüyorum. Bizim harika bir okul sistemimiz var, gerçek demokrasimiz, basın özgürlüğümüz ve kadın erkek eşitliğimiz var. İnsanlar Türkler kadar cana yakın değiller ama öte yandan daha az agresifler. Ve terör yok. Ülkemi en çok güvenlik nedeniyle özlüyorum. Alışveriş merkezinde bombalama olmayacağından ve dışarıda mini etekle yürüdüğünüzde tacize uğramayacağınızdan emin olabilirsiniz. Evler bile daha sağlam yapılmış. Ben anne babamın inşa ettiği bir evde büyüdüm; taş gibi sağlamdı. Kalın beton duvarları vardı ve pencere ve kapılar doğru düzgün kapanıyordu.
İsviçre'de çocuklar üniversiteye başlar başlamaz ailelerinin evinden taşınırlar. Ben Bern'den Zurih'e taşındığımda 19 yaşındaydım. Hayatımı kazanabilmek için iş aramaya başladım ve telefonla pazarlamacılıktan restoranlarda servis yapmaya ve organizasyonlarda sunuculuklara kadar pek çok işte çalıştım. Türkiye'de çocuklar evlenene kadar aileleriyle yaşıyorlar ve aileleri onların çalışmalarını istemiyor. Bu çok yazık çünkü erken yaşlarda çalışmaya başlamak sana çok şey öğretir.
İsviçreliler çevreye çok duyarlılar ve kültürlüler. Çok gazete ve kitap okurlar ve tiyatro ve sergilere çok sık giderler. Ama İsviçreli erkekler felaket derecede sıkıcı geldi bana! Sadece bir kaç kişiyle çıktım ve hiçbiri uzun sürmedi. Türk erkeklerin sorumluluk almaları ve centilmen olmaları hoşuma gidiyor.

Türkiye'de ve dünyada en sevdiğiniz köşeler ve daha önce gitmeyip görmeyi istediğiniz yerler nereler? İstanbul’da çocuklarla ya da arkadaşlarınızla vakit geçirmeyi sevdiğiniz yerler nereler?
Hayatımdaki en güzel tatil Ekvator'daydı. Kamboçya'da bisiklet turu yapmaya ve Nepal'de trekkinge bayıldım. Fas'a aşık oldum ve yakın bir zamanda Sicilya ve Roma'ya gitmek istiyorum. Doğu ülkelerini de merak ediyorum. Varşova/Polonya'ya gittim ve bayıldım. Çok güzel binalar, parklar ve muhteşem müzeler. Bu yıl doğum günüm için Aralık ayında Küba'ya gitmeyi planlıyoruz. İstanbul'da en çok Karaköy ve Galata'yı çok seviyorum.  Keşfedilecek bir sürü minik kafe ve atölyeler var ve mahalledeki insanlar birbirlerini tanıyorlar.

Güzelliğinin doğal olduğunu görüyoruz,  doğru değil mi? :) Estetikle, botox gibi müdahaleler ile ilgili düşüncelerin neler? Thegood wish blog okuyucularına bir iki güzellik ve egzersiz tüyosu vermek ister misin? Lütfen Lütfen :)
Yüzümde hiç bir operasyon yok ama blogumda da belirttiğim gibi "botox" yaptırıyorum. Çok sıkı antrenman yapıyorsanız ve benim gibi hep gülüyorsanız, kırışıklıklarınız oluyor. Eğer botox'u abartmazsanız ve deneyimli bir doktora giderseniz, hiç risk yok. Ama 25 yaşında kızların iğne yaptırdıklarını duyduğumda şok oluyorum.
Uykumu almak, iyi beslenmek ve düzenli olarak egzersiz yapmak dışında güzellik için çok fazla şey yapmıyorum. Yüzümü yıkamadan ve alkolsüz bir solusyonla temizlemeden asla yatağa girmem. Her gün güneş koruyucu krem kullanırım ve haftada iki gün yüz ve saç maskesi uygularım.
Güzel bir vücut için yapabileceğiniz en iyi iki egzersiz squat (çömelme) ve eşek tekmesi hareketidir.

Allah bağışlasın, 2 harika çocuğun var. Sizinle birlikte onlar da sporla iç içe. Çekirdekten fitnessçı olarak yetişiyor olabilirler mi?

Zoe ve Noah iki çok farklı kişilik. Noah matematiğe bayılır ve beni analitik tartışmaları ile şaşırtır, iyi bir iş kafası vardır ve legolarla bir şeyler yaparak saatler geçirebilir. Öte yandan Zoe daha sanatçı bir tip. Sanat, spor ve müzikle ilgileniyor. Çok güzel sesi var ve resim yapmak ve dans etmekten hoşlanır.

Çocuklarımı sevdikleri şeyi yapma konusunda desteklemem gerektiğine inanıyorum. Onlara fırsatları göstermem ve yeteneklerini geliştirmem gerekir. Ama kesinlikle kendi kararlarını kendileri vermeliler ama 6 ve 9 yaş bir İsviçreli için bile kariyer planı yapmak için çok erken;)


Kadınlar için hamilelik, doğum, emzirme konuları özellikle fiziksel açıdan ülkemizde pek çok kişi için büyük bir panik ve korku konusu. Gencecik, incecik kızlar bile ya şişmanlarsam, fiziğim bozulursa endişesi taşıyor. Tabi herkes genç yaşta anne olmuyor ve  annelik yaşı da ilerledi ve 30'dan sonra metabolizma da değişiyor.Eski fiziğe dönmek her zaman kolay olmayabiliyor. Anne adaylarına, hamilelere ve emziren annelere tavsiyelerin var mı?
Zoe'yi doğal yollarla doğuracaktım ama 8 saat süren kasılmalardan sonra üç doktor da evlerine dönmek istedi ve bebeğimin hayatını riske attığımı ve sezaryen olmamız gerektiğini söyledi. Saftım ve onlara güvendim. Çok korkunç bir deneyimdi ve dört gözle beklediğim bir olay benim için kâbusa dönüştü. Zoe ben hala anesteziden uyanmaya çalışırken doğdu.  Minik kızımı babasına vermek yerine ikisini ayıran bir camın ardında avazı çıktığı kadar ağlattılar. O kadar büyük bir şok yaşadım ki, sadece doğum kelimesini duymak bile beni ağlatıyordu.

Noah'da doğal doğum yapmaya kararlıydım. Kendime doğal doğum taraftarı olan bir doktor buldum, adı Kübra Taman. Benim sağlıklı ve kararlı olduğumu anladı ve benim rüyamı gerçekleştirmem için elinden gelen her şeyi yapacağına söz verdi. Bu benim hayatımdaki en harika deneyim oldu. Acı beklediğimden çok daha azdı ve yorulduğumda vücudum güç toplayabilmek için bana izin veriyordu. Kübra bana bebeğin gelmek üzere olduğunu söylediğinde şaka yaptığını zannettim. Bana Noah'ı verdi ve rahim dışındaki ilk nefesini aldığında ben ve babası ile birlikteydi.

Hem sezaryen hem de doğal doğum yaptığımdan ikisinin arasındaki farkı gerçekten biliyorum. Sezeryan ciddi bir operasyon. Acı doğumdan sonra başlıyor. Doğru dürüst yürüyemiyorsun ve kocaman bir göbeğin oluyor. Doğal doğumla aynı gece eve dönmeye hazırsın. Harika hissediyor ve görünüyorsun ve canın ne isterse yiyebiliyorsun. Hemen çalışmaya başladım ve iki hafta içinde dümdüz bir karına sahip oldum.

Doktorların randevulu sezaryen yapmak için kızları korkuttuğunu düşünüyorum. Belki ben acıya fazla duyarlı değilim ama doğanın sana kuvvet verdiğine inanıyorum, her kadın bunu başarabilir. Ama istemesi gerekir. Doğal doğumu ve emzirmeyi tavsiye ediyorum. Ben iki çocuğumu da 6 ay emzirdim ve neredeyse hiç hasta olmazlar. Anne sütü onları sağlıklı hayata hazırlamak için en iyi şey.

Bu güzel röportaj için çok çok teşekkürler. Sohbet çok keyifliydi, tahminimden de samimi geçti, eklemek istediğiniz birşeyler var mı son olarak?
Bu eğlenceli röportaj için teşekkürler. Gerçekten çok zevkliydi!

Squat Girl'ün bir önerisi de kondisyonunuza göre egzersiz planınıza ekleyeceğiniz ağırlıklar.
Ağırlık egzersizlerinin koşudan daha sağlıklı olduğunu düşünüyor. Dozunda ağırlık egzersizleri, kas ve kemik gücü bakımından da geleceğe yatırım.

Videoları eşliğinde evde spor yapabileceğiniz Squat Girl'ün youtube kanalı

TEŞEKKÜRLER
Sevgiyle ve takipte kalın :)


Dilek Kıroğlu 

16 Temmuz 2016 Cumartesi

15 Temmuz 2016 Darbe Girişimi Ardından..

Üstümüzden geçen jet uçaklarının uğultusu, ürperten silah sesi, susmayan ezan ve son dk haberlerini dehşetle izleyerek geçirilen gecenin ardından sabaha karşı daldığım uykumdan bomba sesi ile sıçradım yatağımdan . 


İlk aklımdan geçen "savaş" oldu.

 Tv'de göre göre kanıksadığımız savaşın Nasıl da insanı çaresiz hissettirdiğini düşündüm. Çocukları düşündüm ne kadar korumasız olduklarını,

Bugüne dek ne küçük olayları boş yere dert ettiğimizi,

Sokağa endişe ile çıkmanın ne berbat birşey olduğunu, 

Özgürlüğün kıymetini tekrar anladım. 

O burun kıvırdığımız, hastalık bulaştırır dediğimiz Suriye'lilerin ülkesinin savaşta Nasıl yıkıldığını, savaş öncesi Suriye'nin de ne güzel bir ülke olduğunu düşündüm. 

Yüreğim ağzımda, endişe içinde uyunur mu uyunmaz ama ertesi güne çocuklar için dinç olmak gerekir deyip atarax içip uyumuşum . 

Sabaha darbe girişiminin önlendiği haberi ile günüm aydınlandı ama ya dün gece şehit olanlar, olaylarda yaşananlar, kaos, askerin düştüğü durum, iç karışıklık... 

Olaylarla ilgili bambaşka şeyler söylense de dünden sonra birşeylerin eskisi gibi olmayacağı kesin. 

Yarın ne olacağını bilmiyoruz . 

Ülkem çok şey kaybetti. 

Dilerim son olur . 

İyimser kalmaya, hayalperest olmaya çalışacağım . 

Diyorum diyorum olmuyor.

Nereye kulağımı çevirsem "Hangi ülkeye gitsek acaba?" diyenleri işitiyorum. Ah bir imkanımız olsa da gitsek diyenleri.

Bu hale nasıl geldik biz?

Darbe kabul edilebilir bir durum değil kesinlikle ama en az darbe kadar korkutucu olan bir diğer konu da toplumda aşırı boyutlara ulaşan kutuplaşma. İyice ayrıldık, iyice bölündük. Bir diğerinin görüşünü beğenmeyen herkes öfke ve nefret söylemleri ile biribirini dolduruyor.


Yalanlarla gerçekler iç içe


Sen dinsizsin öteki sen vatan hainisin.

Hergün ayrı bir komplo teorisi okuyoruz.

Nostradamus'dan hallice bir kahinimiz var nasılsa kim olduğu bulunamayan bir Fuat Avni karakterimiz var.
Sık sık söylediğimiz bir "ortalık karışık" söylemimiz var.
Ne dostumuz belli ne düşmanımız.

15 Temmuz'dan sonra hiçbirşey eskisi gibi olmayacak gerçekten. Dilerim ibre iyiye döner. Kardeşlik, barış içinde refah içinde yaşarız.

Birlik ve beraberliğe en çok ihtiyacımız olan günlerdeyiz sözünün en çok geçerli olduğu günlerde, en dibe vurmuş halimizdeyiz belkide. 

Olaylar çok sıcak, yanlış değerlendiriyor olabiliriz, muhtemelen doğru sandığımız pek çok şey yanlış da olabilir. Her doğru bildiğimiz gerçek olmayabilir, her gerçeğin doğru olmadığı gibi.
Duygusallığım, yaşadığım korku beni olumsuz düşündürtüyor olabilir. Ama böyle düşünen tek kişi ben değilim.

İç ve dış düşmanlar kimse onlar kanlı ellerini güzel ülkemizden çeksin artık. Bizim halkımız da insanca yaşamayı hak ediyor. Spor yapan, sağlıklı yaşayan, özgür iyi eğitim alma hakkına sahip, yüksek yaşam standardı ile güvenle yaşayan bir toplum olmayı hak ediyor olmalıyız.. Cehaletten kurtulma zamanı. Atatürk dahil liderler toplumu ileriye götürmek içindir, tapınmak için değil.
İleriye bakalım, geleceğe odaklanalım . İşimize bakalım .
Nasıl olacaksa...
Dile kolay.

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...